Medya

“Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır”

17 Aralık 2017

Beş şehirden LGBTİ aktivistleri ve KaosGL.org gönüllü muhabirleri hem en eski hem de en yeni tarih yazma biçimlerinden sözlü tarih için bir araya geldi.

Ankara, Bursa, Çanakkale, İstanbul ve İzmir’den KaosGL.org gönüllü muhabirleri ve LGBTİ+ hak savunucuları sözlü tarih atölyesinde bir araya geldi. 

Kaos GL’nin Medya ve İletişim çalışmaları kapsamında bu haftasonu Araştırmacı Gülay Kayacan sözlü tarih yöntemlerini, tarihsel arka planını, sözlü tarih görüşmelerinde dikkat edilmesi gerekenleri ve başarılı bir sözlü tarih projesinin nasıl kurgulanacağını anlattı. İstanbul’da yapılan atölye ile Kaos GL Sözlü Tarih Çalışma Grubu kuruldu.

“Her öykü diğerleriyle ilişkilenmeyi hak eder”

Kayacan, insanı dile getiren, insanı anlatan her şeyle tarih yapılabileceğini söyleyerek şöyle devam etti:

“Herkesin anlatacak bir öyküsü vardır ve her bireysel öykü diğer öykülerle yan yana gelmeyi ve ilişkilenmeyi hak eder.

“Sözlü tarih insanların geçmişi nasıl anlamlandırdıklarını aktarır. Sözlü tarih makro tarih ile bireylerin ve küçük toplulukların hikayelerini ilişkilendirmemizi sağlar. Sözlü tarih ile bir fabrikanın, kültürel topluluğun tarihini çıkartabiliriz. Sözlü tarih hem en eski hem de en yeni tarih yazma biçimlerindendir.”

“Belge yoksa tarih de mi yoktur?”

Homeros’u hatırlatarak “Önce söz vardır” diyen Kayacan, sözün tarihle ilişkisinin 19. yüzyıl ortalarına kadar sürdüğünü hatırlattı. 19. yüzyılın ikinci yarısında “Belge yoksa tarih de yoktur” lafını söyleyen ünlü Alman tarihçi Ranke’den de bahseden Kayacan şöyle devam etti:

“Batı Avrupa’da Sanayi Devrimi’yle birlikte oluşan sanayi kentlerine kırdan büyük ölçekli göçler oluyordu ve kentlere yığılan nüfus kısa sürede çözülemeyecek sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştu: Altyapı sorunları, salgın hastalıklar, toplumsal buhranlar vb. Bilim insanları tıpkı doğa bilimlerindeki genel geçer kurallar gibi toplumsal yaşamı düzenleyecek yasaların peşine düşmüşlerdi. Bu yüzyılda sosyal bilimler alanında yeni disiplinler ortaya çıkıyordu: Sosyoloji, antropoloji gibi.  Her disiplin kendi alanını, konusunu ve bilgi kaynaklarını tanımlıyor, çalışma alanının sınırlarını çiziyordu.  Tarih disiplini bilgi kaynaklarını yazılı belgelerle sınırlayınca, alanı ister istemez devlet ve siyasi tarihle sınırlandırılmış oldu. Çünkü o dönem için yazılı belgeler daha çok devletlerarası antlaşmalar, yazışmalar gibi dokümanlardı. Tarihin bilgi kaynakları olmaktan çıkan sözlü anlatılar ve tanıklıklar sosyoloji, antropoloji gibi yeni bilim alanlarının gözde kaynakları oluyordu.”        

“Sözlü tarih toplumsal mücadelenin de bir parçası”

Kayacan; tarihin belgeye ve siyasete dayalı olmasının ulus devletlerin işine yaradığını vurgulayarak şöyle devam etti:

“Tanıklıklar; ezilmişlerin, sömürülmüşlerin mücadelesi üzerinden yükseliyor. Sözlü tarih toplumsal mücadelenin de bir parçası olarak ortaya çıkıyor.

“Hafıza o kadar da bireysel değil. Bireysel hafıza, kolektif toplumsal hafıza ile geçişli. Kendi bireysel hafızamızı kurarken kolektif hafızadaki imgelerden, imajlardan etkileniyoruz.”

Ne anlattığından ziyade neyi nasıl anlattığı…

LGBTİ’lerin kimlik inşasında kendi hikayesini kurmanın, direniş ve başarı öykülerinin önemine değinen Kayacan, sözlü tarih görüşmesinde görüşülen kişinin anlattıklarını nasıl ve neden anlattığının; ne hatırladığından ziyade nasıl hatırlayıp aktardığının önemli olduğunu vurguladı.

Atölye kapsamında katılımcılar örnek sözlü tarih görüşme ve projelerini inceledi. Uygulamalı bölümde ise birbirleriyle görüşme yaptı. Görüşmelerdeki zorluk ve kolaylıklar birlikte tartışıldı.