Kadın

Sadece kazanç eşitsizliği değil; cinsiyetçilik, kadınların bilişsel becerilerini de etkiliyor

Çarşamba, 15 Kasım 2017

Korku bilişsel kaynaklarımızı alıp götürür ve tektipleştirilmiş grup için zorlayıcı görülen görevlerde düşük performansa sebep olur. 

*Magdalena Zawisza’nın 15 Ağustos 2017 tarihli It's not just pay inequality we should be worried about – women's cognitive abilities are affected by sexism toobaşlıklı yazısının çevirisidir. Magdalena Zawisza Anglia Ruskin Üniversitesi’nde Psikoloji hocası. Bu yazı ilk olarak The Conversation’da yayınlandı.

**Terminoloji konusunda yardımcı olan sevgili Canan Coşkan’a teşekkürler!

Hadi siz deneyin. Yukarıdaki başlığı bir kere okuyun sonra üstünü kapatın ve kelimesi kelimesine hatırladığınızı yazın. Zorluk mu yaşıyorsunuz? Ne kadar iyi hatırladığınız yaşadığınız ülkeye bağlı olabilir. 

Psychological Science’ta yayınlanan ve 5 kıtadan 27 ülkede yaşayan 200.000 kadın ve erkeği içeren etkileyici yeni bir çalışmaya göre, durum bu. Bu çalışmada, eşitlikçi ülkelere göre daha muhafazakâr ülkelerde yaşayan kadınların, hafıza testlerinde daha kötü performans gösterdiği ortaya kondu. 

Nüfus bilimi uzmanı Eric Bonsang ve meslektaşları, 50 yaşın üstündekilerden alınan ulusal araştırma verilerini analiz ettiler. Var olan veriyi, epizodik belleği (olaysal bellek; otobiyografik olayların hatıraları anlamına gelir) ölçen bilişsel performans testleri üzerinde kullandılar. Bu testler, bir araştırmacı tarafından okunan 10 kelimeden olabildiğince çoğunu 1 dakikada hatırlamayı içeriyordu. Ekip, her ülkenin “İş olanakları kıt olduğunda, erkeklerin işler üzerinde kadınlardan daha fazla hakkı olmalıdır.” ifadesine katılma oranlarına bakarak toplumsal cinsiyet eşitliği seviyelerini değerlendirdi. 

İsveç, Danimarka, Hollanda, Amerika ve çoğu cinsiyet-eşitlikçi Avrupa ülkesinde, kadınlar hafıza konusunda erkeklerden daha iyi performans gösterdiler. Ancak Gana, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Rusya, Portekiz, Yunanistan, İspanya gibi daha cinsiyet-gelenekçi Avrupa ülkelerinde tablo tersine döndü. Bu ülkelerdeki kadınlar erkeklerden daha kötü performans gösterdiler ki araştırmacıların da tam olarak öngördüğü buydu. İlginçtir ki, eşitlikçi ülkelerdeki erkekler de muhafazakar ülkelerdeki erkeklere göre daha iyi puan aldılar.

Bulgular, ülkelerin bulunduğu bölgeye veya ekonomik gelişmişliklerine (2010’da kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla) dayanmıyordu. Ancak modern ülkelerin (üstte sayılan cinsiyet-eşitlikçi ülkeler gibi) sağlık sistemlerinin daha iyi olması, rolü olabilecek bir faktör. Yani daha yaşlı yetişkinler daha sağlıklı olabiliyor. Ama bu, gözlemlenen cinsiyet farklılıklarını tam olarak açıklamıyor çünkü çalışmanın nihayetinde bulduğu, etkinin erkeklere göre kadınlar üzerinde daha güçlü olması. 

Yazarlar ise, bir toplumun cinsiyet rolleri tutumunun, kadınlar ve erkekler için hangi davranışlar ve karakteristiklerin uygun görüldüğünü belirlediğini ileri sürüyor. Dolayısıyla, bu toplumsal beklentiler kadınların (ve erkeklerin) yaşama amaçlarını, meslek seçimlerini ve deneyimlerini etkiliyor. Sonuç olarak, daha cinsiyet-gelenekçi ülkelerdeki kadınlar, eğitimde ve çalışma hayatında bilişsel olarak uyarıcı aktivitelerle daha az karşılaşıyorlar. Gerçekten de, eğitime ve çalışma hayatına katılım oranı, bulguların yüzde 30’unu açıklıyor.

Zararlı tektipleştirmeler

Çalışma, tektipleştirmeler üzerine tutumumuzun becerilerimizi şekillendirdiğine dair bir nebze kanıt sunsa da, bu teorinin tam olarak test edilebilmesi için, tektipleştirici olarak feminen görülen bazı becerilerin – toplumsal duyarlılık ve dilsel beceri gibi – üzerine çalışılması gereklidir. 

Mesela, cinsiyet-gelenekçi ülkelerdeki erkekler toplumsal duyarlılığı ölçen testlerde kadınlara göre daha düşük performans mı gösterirdiler? Amerikalı öğrenciler üzerinde yapılan bir çalışma tam olarak bunu gösterdi. Bu etki daha muhafazakâr ülkelerde daha büyük olabilir. 

Bu çalışmanın sonuçları, tipik olarak damgalanmış grupların üyeleri ile ilişkilendirilen olumsuz özellikleri doğrulayacak ya da pekiştirecek bir şey yapma korkusu olan “tektipleştirme tehdidi” (stereotype threat) ile açıklandı. Diyelim ki, kadınsınız ve matematik sınavındasınız. Kadınların matematikte iyi olmadığı ortak algısı sürekli beyninizde tekrarlanabilir ve siz odaklanmak için mücadele ederken puanınız düşebilir. Korku bilişsel kaynaklarımızı alıp götürür ve tektipleştirilmiş grup için zorlayıcı görülen görevlerde düşük performansa sebep olur. 

Bu etki çok güçlüdür ve bir sürü çalışmada gösterilmiştir. Olumsuz tektipleştirmeler hatırlatıldığında kadınların matematik testlerinde, Afrikan Amerikanların düşünsel beceriyi ölçen testlerde düşük performans gösterdiği görülmüştür. Hatta bu yeni çalışma, tektipleştirme tehdidi teorisi açısından da yorumlanabilir.

Bu etkinin nörolojik temellerini bile gördük. Frontiers’ Ageing NeuroScience‘da yayınlanan yeni çalışmamızda, yaşlı bir grup katılımcıdan yaş aldıkça zayıflayan hafıza (yaş tektipleştirmesi) konusunda bir makale okumalarını istedik. Sonuç olarak, yapılan bilişsel testte geç tepki verdiklerini gördük. Daha da fazlası, bu bireylerin beyin dalga aktiviteleri, kendileri hakkındaki düşüncelerinin daha olumsuz olduğunu gösteriyordu. Bunu, beyin dalgalarının şablonlarını izlemek ve kaydetmek için elektrot kullanılan EEG verisi ile görebildik.

Çalışmamız gösteriyor ki, olumsuz tektipleştirmelere kısa süreli maruz bırakılmanın bilişsel işleyiş üzerinde zararlı etkileri var. Cinsiyet-gelenekçi ülkelerde olumsuz cinsiyet ve yaşlılık tektipleştirmelerine devamlı maruz kalan kadınlar için de benzer süreçler işliyor. Bu da hafıza testlerinde gösterdikleri düşük performansı açıklıyor. 

Bir ülkeyi cinsiyetçi yapan nedir?

Gelecekteki çalışmalarda, ülkelerin sadece cinsiyet tutumları değil, politik sistemlerinin daha geniş olarak hesaba katılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir teoriye göre, modernleşme, adım adım demokratikleşme ve özgürleşmeye götürüyor. Buna cinsiyet rollerine yönelik tutumlar da dahil. Toplumun ister politik ister dinsel mirası, o toplumun değerlerini etkiliyor.

Hakikaten de, kadınlara ve erkeklere olan tutumlara dair kültürler arası çalışmalarımızda, demokrasiye geçiş aşamasında olan (Polonya ve Güney Afrika gibi) ülkelere göre uzun zamandır demokratik olan İngiltere gibi ülkelerdeki tutumların daha liberal olduğunu gördük. Cinsiyetlere dair tutumların önceki politik sistemlerden de etkilendiğini gördük. Irk ayrımı (apartheid) sonrası Güney Afrika’da tutumlar daha muhafazakâr iken, komünizm sonrası Polonya’da daha az muhafazakâr. Kurumsallaşmış eşitsizlik (apartheid) ve zorla özgürleştirme (komünizm), ulusal düzeyde cinsiyetçilikte uzun ve kalıcı bir etki bıraktı.

Uzun süredir ayakta olan demokrasilerin, çalışmamızda daha cinsiyet-eşitlikçi çıkması belki de tesadüf değildir. Araştırmamda göreceğiniz üzere demokratikleşme, özellikle medyada tektipleştirme tehdidinin azaltılması ve cinsiyetçi olmayan reklamcılık önemli konular. Bu çabalarla, tüm dünyadaki kadınlar ve erkeklerin tüm becerileri için eşitlik getirmek odağımız olmalı.