Yaşam

Güzel bir gün: İçimdeki ikindi

Cumartesi, 11 Kasım 2017

Otobüs Kayseri üzerinde ilerlerken güneş batıyordu ama içime baksan daha ikindiydi.

Güzel bir gün dizisinin altıncı yazısında Cihan Dağ, Sivas’ta askerlik yaptığı dönemde diş fırçasını klozete atanlarla son gününü, sevgiliden bir türlü gelemeyen mektubu ve içindeki ikindiyi anlatıyor:

Bu Sivas’ın bana son şakasıydı sanırım. Tezkere günüm gelmiş ama yollar karla kaplı olduğu için bir türlü şehre inemiyordum. Hala yatağımda uzanmış beyazdan ve tek katlı evlerden başka bir şey olmayan bu Alevi köyünde Jandarma olarak askerliğime devam ediyordum. Cihan Onbaşı… Adım onbaşıydı ama kendim değildim. Dünyada en olmayı istemeyeceğim yerde, en birlikte kalmayı istemeyeceğim on bir kişiyle küçücük bir köy karakolunda aylarca kalmış ve kafayı yememek için sürekli yazmıştım. On üç hikâye, elliye yakın şiir…

“Baktıkça ardıma

Sonsuzluğa saplanıyor

Beyaz yol çizgileri

Kurak topraklara döşenmiş

Raylar gibiyim

Üzerinden zamanın geçtiği”

Ben yatağımda hâlâ son dakika bir şeyler karalarken küçük asker defterine, askerlerden biri yanıma geldi. Suratıma bakarak sırıtıyordu. Dedim herhalde şafağı yüz günün üzerinde olduğundan benim gidemeyişime seviniyor. Öyle bir psikoloji vardır askerlerde. Birinin tezkere günü yaklaşıyorsa ona ya normalinden iyi ya da normalinden kötü davranırdı. Kimi kendi tezkere olacağı günü hayal ederek, kimi de kıskanarak… Gelip yatağımın başına dikilen asker ağzındaki baklayı çabuk çıkardı.

“Yollardaki karı temizliyorlarmış, yetişirse bugün göndereceğiz dedi komutan Cihan Onbaşıyı. Ben götüreceğim seni ilçeye. Ben de iki saatliğine de olsa uzaklaşmış olurum buradan”

Hemen dışarı çıkıp içime derin bir nefes çektim ama içim dondu resmen.  Tarih 24 Ocak 2012... Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Ortaköy’de hava sıcaklığı -4. Ama üşümek neymiş, bu gün en güzel gün! Altı ay bile olsa bu gereksiz esaret sona eriyor. Ama içim buruktu, sevgilimin bir ay önce gönderdiği mektup bir türlü ulaşmadı bana yollar karla kapalı olduğu için. Aradan birkaç saat geçti ve komutan yanıma gelip eşyalarımı toplamam gerektiğini birazdan gideceğimi söyledi. Ben içimde büyük bir coşku ile zaten hazır olan bavulumun kulpundan tuttum ve karakolun kapısının önünde beklemeye başladım. Komutan yanıma gelip ‘kimseyle görüşmeyeceksin galiba’ dedi.  Bavulumu yere bıraktım ve kantine gittim. Meğer herkes kantinde bekliyormuş görüşmek için. Tek tek ellerini sıktım hepsinin, büyük bir sevinçle. Elimi pisliğe son değdirişim gibiydi. Bana Alevi olduğum için ‘Yahudi Dölü’ diyen bir askeri, sırf gıcıklık olsun diye on kere bu çay soğuk diye getirdiğim çayı geri gönderen bir komutanı, dolabımın kilidini kırıp diş fırçamı tuvaletin klozetine atan koğuş arkadaşlarımı gerçekten çok özleyecektim. Bazı ayrılıklar insana gerçekten çok ağır geliyor (!)

Nihai sonuç arabaya bindim ve o küçük köy karakolundan tekerlekler döndükçe daha da uzaklaştım. Giderek küçülen bir noktaya bakıyor ve ömrümün en güzel kış manzarasının içinde gereksiz bir nokta olarak iyice yok oluyordu. O yol dünyanın en güzel yoluydu, hiç bitmesindi.  Ama benim aklım bir yandan da bana gelecek mektuptaydı. Belki yolda posta arabası ile karşılaşır, mektubumu alabilirim diye düşünüyordum. Ama öyle bir mucize olmadı. Onun yerine daha güzeli oldu.

Ben otobüs terminalinde otobüsün kalkış saatini beklerken tam da filmlerde olacak bir şey oldu. Bir asker aracı küçük otogarın kapısından içer girdi. Kolları sarılı bir asker araçtan inip bana doğru yürümeye başladı. Ne utanç; çocuğun adını bile hatırlamıyorum. Köy karakoluna gönderilmeden önce Şarkışla merkezde yanımda ki ranzada yatan bir askerdi. Psikolojisi iyi değil diye rapor alıp askerlikten kurtulmak için kollarında derin yarıklar açmıştı. İlk müdahaleyi o an ben yapmıştım. Gece gece kanlar içinde birini yanımda görmek hiç de hoş olmasa da…

Çocuğun elinde büyük bir zarf vardı. Üzerinde onca Almanca yazının arasında tanıdık bir isim vardı; sevgilimin ismi... Kafamı zarftan kaldırıp çocuğa istemsiz olarak sarıldım. Zarf yollar kapalı olduğu için merkez karakolda kalmış, oradan da az önce tezkere evraklarımı alıp otogara geçtiğim için nasıl olduysa beni seven bir komutan peşimden göndermişti. Kollarını yine kestiğini sarılı kollarından anladığım ve ismini hatırlamadığım askerin yüzüne bakıp ‘kendine bu eziyeti yapma, elbet bitecek’ diyerek öğütte bulundum.

Daha sonra otobüse bindim ve ‘Allah’ın sevdiği kulu değilmişim ki yolumu düşürdü’ dediğim Şarkışla’dan yavaş yavaş uzaklaştım. Şarkışla'nın en güzel tarafı da bu galiba; onu terk etmek. Bir süre sonra otobüste içecek ve yiyecek servisi başladı. Ben kahve ve bir kek istedim muavinden. Kahveye şeker koyup karıştırdım-kahveyi de çayı da şekerli içiyorum o zamanlar-, karıştırırken de dışarıyı keyifle seyrettim. Ardından kekimi yemeğe başladım ki, ağzımda sert bir şey yuvarlanmaya başladı. Dilimle yakalayıp ağzımdan çıkardığımda kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Askerlik bari bu işe yarasın diye dişime bedavaya dolgu yaptırmıştım. Lakin son kullanma tarihini tezkere gününe ayarlamışlar. Askeriyenin yaptırdığı dişin sivilde hükmü yokmuş. Yüzümde özgür bir gülümsemeyle elimdeki biçimsiz dolguya baktım bir süre. Bedenim bile kabul etmemişti ayol!

Şimdi kafayı cama yaslayıp en güzel günlerin ve yolculukların arasında hep yeri olacak bu günün ve yolculuğun tadını çıkarma vaktiydi. Otobüs Kayseri üzerinde ilerlerken güneş batıyordu ama içime baksan daha ikindiydi.

Sen de yazmak istemez misin?

Herkesin güzel günü kendi rengindedir. Kimisinin puslu mavi, kimisinin altın sarısı, kiminin ise alabildiğine yeşil, yemyeşil…

Peki senin güzel günün ne renk? Güzel bir gün dendiğinde aklına gelen o gün neler yaşadın? Kimler vardı yanında? Yalnız mıydın, kalabalık mı? Ne giymiştin? Ne yapıyordun? Çekinme yaz bize…

Yok ben hayalimdeki güzel günü yazacağım diyorsan o da olur.

Güzel günlerimizi hatırlamak, hatırlatmak, paylaşmak bir mail uzaklıkta: yildiz.tar@kaosgl.org

KaosGL.org’taki yanı yazı dizimizin parçası olmak için tek yapman gereken yildiz.tar@kaosgl.org adresine güzel geçen bir gününü yazmak. Bir de varsa elinde o günden bir fotoğraf…

Yazı dizisindeki diğer anlatılar:

‘Güzel bir gün’ yazı dizisi başlıyor

Güzel bir gün: Sesim kendi boşluğumda yankılanmıyor artık

Güzel bir gün: Işığı kucaklamışçasına parıldayan gözler

Güzel bir gün: Zıplıyom ben

Güzel bir gün: Londra’da bir gün

Güzel bir gün: Bizim arkamızdan da deli diyorlar mıdır?