Gökkuşağı Forumu

sigorta

Çarşamba, 8 Kasım 2017

pizzacıdan beri her maaş aldığımda prim ödüyorum ayol ben bu ssk ile başlayıp sgk ile devam edilen kuruma.  niye?

çocukluğu, eksik gedikli de olsa sosyal devlet düzeninde, ergenliği “benim memurum işini bilir” döneminde, gençliği kapitalizmin “ben kazandım” çığlıklarıyla yakıp yıktığı yıllarda geçen kuşağın hayatı ekstra zor. kafamız karışık, kendimden biliyorum. anne/babasına verilen giyim çekiyle ayakkabı çanta alınan çocuklardık. kurumun kreşine giden arkadaşlarım vardı benim. anne/babalarımız greve falan çıkardı. kitapta, “tarımda ve hayvancılıkta kendine kendine yetebilen bi ülkeyiz” yazıyodu. ilk gençlik yıllarımızda ptt, sümerbank, tek, seka, tekel, şekerbank, ssk hastaneleri, gima gibi kamu kıymetlilerinin “zarar” ettiği yaygarasıyla şişirdiler kafamızı. gençlik yıllarımızın yegane sosyal etkinliklerinden biri  oldu “özelleştirmeye hayır!” mitingleri. haliyle kafalar cacık bizim kuşakta. bazen unutuyorum ptt’nin mozaik pasta misali dilim dilim satıldığını. telekom’un "müşteri” hizmetleriyle yapmak zorunda kaldığım görüşmeler, içimden “vatandaş kimliği”m fışkırdığında absürt repliklere dönüşüyo.

- vatandaşın haberleşme özgürlüğü var taam mı?

+ haklısınız sayın “müşterimiz”

- “müşteri” babandır!

liseden mezun olduğum yaz, bi pizzacıda bi ay kadar garson olarak çalışmıştım.  devletin hala sosyal yanları olduğundan, işletme o bir aylık sigortamı yatırmış. çok güzel pizza ve domates çorbası yaparlardı, sosyal devletle beraber o da kapandı. mezarda emeklilik sistemi çıktığında o bir aylık sigorta sayesinde emekliliğim, hayatta kalma olasılığım olan bi yaşa denk gelecek.

illüstrasyon: florHasan

emeklilik ulaşılabilir bir mesafede olunca insan hayalini de kurabiliyo. hayalini kurmanın ötesine geçip tatil ya da izin günlerinde provasını bile yapıyorum. unutturmayın da emeklilik hayallerimi anlatayım bi gün.

sigortalılığın en kıymetli bulduğum işlevlerinden birisi de “bakmakla yükümlü olduklarımız”la ilgili işlevi. benim bakmakla yükümlü olduğum yakışıklı bi oğul, sürekli öpüşüp ötüşen iki muhabbet bebesi ve sebebini çözemediğim bi telaşla koşturup duran simsiyah ikizler var. mahmut’a mesaj atim da bi gün gelsin benim öpüşgenlere de bakakalsın. neyse…

geçen haftalarda kuduruk ikizleri hekime götürdüm. üşütmüş yavrucuklar. hekim, antinkuntin ve bağışıklık güçlendirme şurubu yazdı. gittim eczaneye. verdim reçeteyi. meğer, ikizler benim sigortaya dahil değilmiş. skandal! “iyi de ben bunlara bakmakla yükümlü olanım” dedim. boş boş yüzüme baktı eczacı. yükümlülük hükmünü hiç işitmemiş olsa gerek. pizzacıdan beri her maaş aldığımda prim ödüyorum ayol ben bu ssk ile başlayıp sgk ile devam edilen kuruma.  niye? emekli olabileyim, hastaneye gidebileyim, ilaç alabileyim, bakmakla yükümlü olduklarıma bakabileyim diye. en azından kişisel amacım bu. “reçete bizde kalacak” dedi. sordum, “niyemiş?”. “antinkuntin reçetelerini devlete teslim ediyos” dedi. “alla alla sigorta diyince geçersiz, reçete diyince bizde kalacak. sigorta yoksa reçete de yok” dedim.  çünkü devletin sosyal olduğu yıllarda çocuktum ben. çocuklukta öğrenilenler silinmiyo. insanın içinden fırlayıp ortalığa saçılabiliyo, yerli yersiz. düşük ölçekli bi arıza çıkarır gibi oldum eczanede. dedim ya, bazen unutuyorum müşteri düzenine geçtiğimizi, içimden bi vatandaş fışkırıyo, zapt edemediğim…

kazanırken vergile/primle, harcarken vergile ama eğitim yok, sağlık yok, haberleşme yok, elektrik yok, tütün yok, bira yok, emeklilik yok... paramızla rezil oluyoruz, yıldım yeminlen.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.