Kadın

Bütün baskılar karşısında yeniden üreten aktivistlerle aşık atılabilir mi?

Cumartesi, 4 Kasım 2017

Heinrich Böll’ün düzenlediği “Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkânları” konferansı yerel ve küresel çapta direnerek örgütlenme pratikleri paylaşımıyla son buldu.

Heinrich Böll Stiftung’in İstanbul’da küresel çapta demokrasi ve barış mücadelesindeki feminist ivmeyi sürdürmek amacıyla düzenlediği “Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkânları” konferansı sona erdi.

Konferans ikinci gününde yerel ve küresel çapta direnişe bağlı örgütlenme pratikleri paylaşımları yapıldı.

Birbirimizi yeni pratiklerle kollamaya devam edebiliriz!

İkinci günün ilk oturumunda, Rima Athar,  Müslüman nüfusun yoğun olduğu ülkelerde LGBTİ+’ların durumlarına yönelik paylaşımlarda bulundu. Birlikte hareket edilmesinin ve bu ülkelerde yaşayan LGBTİ+’ların kendi ağını kurarak gözetmesinin öneminin altını çizdi. “Müslüman ülkede LGBTİ+’lar yaşayamaz” mitini ilk kıran sembollerden biri olan Beirut Pride’ın her yerde ve tüm baskılara rağmen olabileceğini söyleyerek sunumunu bitirdi.

Ardından Kaos GL’den Aylime Aslı Demir, Türkiye’de sağ popülizmin yükselişine rağmen LGBTİ+ hareketinin korku mekanizmasını yararak yeniden var ettiği örgütlenme pratiklerine değindi. “Bir aktivistin çantasındakiler” ile mevcut iktidarın imkânsızlaştırmaya çalıştığı direniş ve karşı çıkış pratiklerinin tersinden işletilmesinin öneminin altını çizdi. Sokaklarda var olmanın bir korku pratiğine dönüştüğü noktada yenilenen çözüm önerilerinin başarılı örnekleri olarak; 2016 İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde “yürüyemezsiniz” diyenlere karşı şehrin her yerine dağılma fikrini, 2016 İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde “barikatları geçemezsiniz” diyen polise karşı barikatın tam tersine koşulmasını ve 2017 Mersin LGBTİ+ Onur Haftası’nda “yürüyüş yasaksa, teknelerle denizde yürürüz” fikrinden yola çıkılmasının çözümsüz olmadığını verdi. Demir sunumunu “Birbirimizi yeni pratiklerle kollamaya devam edebiliriz!” diyerek bitirdi.

Oturumun son konuşmacısı Emily Morgan Waszak, İrlanda’da kürtaj karşıtı yasaya karşı kadın protestosunun nasıl örüldüğünü paylaştı. Waszak, korku politikasının yıkılması için sosyal medyayı ve video aktivizmi yaygın olarak kullandıklarını belirterek videolardan örnekler verdi. İrlanda’da 8 Mart 2017’nin kürtaj karşıtı düzenlemeye karşı “Bu tasarıyı kaldırın, yoksa olacaklara hazır olun” tehdidiyle güçlü ve karma bir etkinlik örülmesinin öneminin altını çizdi.

Birbirinin yurdu olma

İkinci oturumda ise ilk olarak Virginiza Vargas, küresel adalet ve demokrasi sarmalında Latin Amerika’da kadın hareketinin kendine nasıl yer bulduğunu paylaştı. Vargas, “Beyaz” ve “kabul” Amerika’nın dışında bir komünitenin içinde kadınların kendilerinden ödün vermeden var olma mücadelesinin kesişimsel bir yerde durduğunun altını çizdi.

Oturumun ikinci konuşmacısı Feride Eralp, Türkiye’de ve dünyada kadınların “barış” kelimesini feminist harekette nasıl karşılık bulmasına yönelik çalışmalar ürettiğini paylaştı. Kadın hareketlerinin, ataerkil diktanın savaş çağrısı karşısında barışta ısrarcı oluşunun toplumsal muhalefetin söylemi sahiplenmesi açısından önemli bir noktada durduğunu ifade etti.

Son konuşmacı Senem Öztürk ise mülteci “krizi” karşısında feminizmin entegrasyona etkilerinden söz etti. Sunumuna herkesin mülteci ve olası mülteci olduğunu söyleyerek başlayan Öztürk, “kadın kadının kurdu değil yurdudur” şiarıyla yola çıkarak Suriyeli mülteci kadınlarla birlikte üretim yapma pratiklerini anlattı. Birlikte üretmenin birbirini anlamaya ve birbirine “yurt olma”ya; yakınlaşmaya ve temasa öneminin altını çizdi.

Konferans Fatmagül Berktay’ın iki günlük program dahilinde konuşmacıların sunumlarını yeniden hatırlatarak yaptığı bir girişle, katılımcıların söz aldığı bir forumla son buldu.

İlgili haber 

Duvarları yıkmak, köprüleri kurmak: “Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkânları”

“Erkin pusuda beklediği bütün alanlarda dayanışmak zorundayız”