Yaşam

Güzel bir gün: Işığı kucaklamışçasına parıldayan gözler

24 Ekim 2017

Ellerim ceplere sığmıyor. Ayaklarım koridorlardan taşıyor. Çizgiler yok oluyor. Her şey öyle şeffaflaşıyor ki. Bundan sonra ne olacaktı? Annem ne diyecekti? Nasıl karşılayacaktı?

Güzel bir gün dizisinin ikinci yazısında Nazlı Yıldırım, annesinin ışığı kucaklamışçasına parıldayan gözlerini anlatıyor:

Apartmanın kapısından çıktığınızda, soluğunuzu gıdıklayan kömür kokusu, gerçekliğe uyandırır. O günlerden bir gündü. Serin, bulanık sabahlarda ellerim montun ceplerinde sıkı sıkı işe giderken, ciğerlerime çektiğim bu koku varlığımı hissettiriyordu. Soluğuma yapışan kül, varoluşumu sorgulatıyordu. Bir mektup yazmaya karar vermiştim. Tabii, o mektup henüz yazılmadı. Psikiyatride randevum olduğu için işten erken çıktım. Tedirginliğim, yüreğimi terletiyordu. Ne söyleyeceğimi, nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Kafamda birbirine çarpan sözcükler, bir cümle olup söze dökülmüyordu. Uzun sessizliklerle doldurulmuş bir seans daha olacaktı. Sandalye gömülecek, koltukaltı terleyecek, dil içe düşecekti. Tekrarını koruyan bir seans daha. Zaman kaybı.

Olmadı. Kapıyı tıklattım. İçeri girdim. Oda yenilenmiş, gömülmeyen deri sandalye, açık pencereden duvara düşen öğle güneşin sert aydınlığı, kafamdaki bütün seslerin üzerini örttü. Nihayet konuşabilirdim. Dilim içime kaçmadan, peltekleşen cümlelerimi hızlı hızlı anlattım. Kısa bir susuş anı. Endişeliydim. Psikiyatristimin ne tepki vereceğini bilememekle beraber, açılmanın çemberi genişleyerek anneme değebilirdi. Kısa bir susuş anı daha. Biraz daha. Sonra.

Doktorumun bakışlarındaki ifadesizliğinden hangi anlamı çıkarmalıydım, bilemedim. Doktorum öylece ellerini çenesinin altında beklettikçe, anlattığım için pişmanlığım katlanıyordu. Durdu. Nefesini çekti. Ve, “Neden bunlardan bahsediyoruz? Önemli mi? Benim heteroseksüelliğim üzerine konuşuyor muyuz?” Şaşakaldım. “Benimle konuşmak istediğin mevzu bu muydu? Geçelim bunu, hasta değilsin.” Beklemediğim cevap, beklemediğim tepki sıkışan yüreğimin ağzını açtı. Öyle güzel ferahladım ki… İçim bembeyaz bir haritaya dönüştü. İçim bembeyaz bir harita…

Kalkmadan evvel doktorum, “annenle ben konuşurum merak etme. Yanıma uğrasın hastaneye geldiğinde. Fazla detaya girmeden, tamam?” Teşekkür ederek çıktım odadan. Ellerim ceplere sığmıyor. Ayaklarım koridorlardan taşıyor. Çizgiler yok oluyor. Her şey öyle şeffaflaşıyor ki. Bundan sonra ne olacaktı? Annem ne diyecekti? Nasıl karşılayacaktı? Göğsümdeki yumruk kaygılansa da umursamamaya çalıştım. Her gün yüzlerce homofobi haberiyle yaralanırken, doktorumun yaklaşımı inanılmaz mutlu etti. Umutlandırdı. Aklımı tırnaklayan tek bir şey kalmıştı. Annem.

Annemin doktoruma gitmesinden sonra bir iş çıkışı akşamı eve döndüğümde, kapının eşiğinde ışığı kucaklamışçasına parıldayan, merakla bakan gözleriyle rastlaştım. Gülümsüyordu…

Sen de yazmak istemez misin?

Herkesin güzel günü kendi rengindedir. Kimisinin puslu mavi, kimisinin altın sarısı, kiminin ise alabildiğine yeşil, yemyeşil…

Peki senin güzel günün ne renk? Güzel bir gün dendiğinde aklına gelen o gün neler yaşadın? Kimler vardı yanında? Yalnız mıydın, kalabalık mı? Ne giymiştin? Ne yapıyordun? Çekinme yaz bize…

Yok ben hayalimdeki güzel günü yazacağım diyorsan o da olur.

Güzel günlerimizi hatırlamak, hatırlatmak, paylaşmak bir mail uzaklıkta: yildiz.tar@kaosgl.org

KaosGL.org’taki yanı yazı dizimizin parçası olmak için tek yapman gereken yildiz.tar@kaosgl.org adresine güzel geçen bir gününü yazmak. Bir de varsa elinde o günden bir fotoğraf…

Yazı dizisindeki diğer anlatılar:

‘Güzel bir gün’ yazı dizisi başlıyor

Güzel bir gün: Sesim kendi boşluğumda yankılanmıyor artık