Yaşam / Ekoloji

Kediler, köpekler ve diğerleri: Ev arkadaşı, yol arkadaşı, can yoldaşı

Perşembe, 5 Ekim 2017

LGBTİ aktivistleri, Dünya Hayvanları (İnsanlardan) Koruma Günü vesilesiyle hayvanlarla bir arada yaşama deneyimlerini KaosGL.Org’a anlattı.

Eser: Franco Matticchio

Dünya Hayvanları (İnsanlardan) Koruma Günü’nü vesile ederek hayvanlarla bir arada yaşayan LGBTİ aktivistlerine, başka bir türle bir arada yaşamanın nasıl bir his olduğunu sorduk. Onlar, neden aynı evde yaşadıklarını, ne hissettiklerini anlattı.

Hayvanlara yönelik suçların Ceza Kanunu’nda ancak dolaylı olarak yer alabildiği, yaşam alanlarının rant uğruna yok edildiği, toplumsal şiddetin arttığı günümüzde hayvanlara karşı işlenen suçların da arttığı,  hayvanların türüne göre farklı muamele gördüğü günümüzde evini hayvan dostlarına açan aktivistlerin sözleri siz KaosGL.Org okurlarına iyi gelecek.

Damla Umut Uzun: “Şu an biri tripot biri ‘seni gidi topal’ iki tane dünyadaki herkesten çok sevdiğim yavruşum var”

Küçüklüğünden beri hayvanlarla haşır neşir olmak isteyip evcil hayvan bakma konusunda aileden izin koparamayanlardandım ben de. Aile evinde anca kafeste kanarya bakabilmiştik. Sonra liseye geldiğimde ergenlik ateşlerim sönsün, çenem de sussun diye su kaplumbağası almama izin verildi. Yıllarca baktıktan sonra başka kaplumbağaların bakıldığı bir havuza azat ettim dişi kaplumbağam Yakup’u (o zamanlardan vardı tabi bi queerlik).

Sonra üniversiteye gelip ablamla yaşadığımız evde kedi bakmaya karar verdik ve arkadaşımızın kedisinin yavrularından bir tanesini sahiplendik. (Ceviz) Birkaç yıl beraber yaşadık ama o daha çok ‘ablamın kızı’ olduğu için ablam evlilik kurumuna adım atarken çocuğumuzu da benim gibi sorumsuz ikinci ebeveyne bırakmak yerine alıp kendi evine götürdü.

Temelli ve Maşa ile birlikte

Sonraki birkaç yılı okul vs. dolayısıyla yurtdışına/şehirdışına çıkma durumum olduğu için ve halen tek başıma bu bakım yükünü üstlenebileceğimden emin olmadığım için evcil hayvansız geçirdim. Bu sürede sosyal medyanın iyice yaygınlaşması ve benim de içinde bulunduğum duyarlı kitlenin de etkisiyle ‘dur ya, bi ucundan da ben tutayım, bir şeye faydam olsun’ düşünceleriyle tedavi süreci devam eden, evden atılıp yuva arayan vb. gibi hayvanlara geçici yuva olma görevini kendime uygun gördüm. Kaderin cilvesi mi artık neyse evime geçici gelen ilk kedi kazalı halde bulunup klinikte ameliyat edilmiş minnoşum “Temelli”ydi. Ankara’nın Temelli’sinde bulunduğu için bu ismi vermişler. Bir sürü ilan açtık Temelli’yi sahiplendirmek için ama hem yavru olmadığı hem de ‘sakat’ olduğu için hiç kimseler dönmedi. Bu sürede korkudan kuytu köşelerden çıkamayan Temelli’nin yaraları iyileşti kazadan kalan ‘sakat’lığı belli bile olmayan hafif bir aksamaya dönüştü ve Temelli de benim “temelli” bebişim oldu. Yani kendi kedim diye söylemiyorum ama bugüne kadar sokakta, evde birçok kedi sevdim ama Temelli gibi sevgi dolusunu görmedim. Yani neler yaşadıysa artık şu an bana ve yaşadığı hayata o kadar minnet dolu bi minnoş ki anlatılmaz sevilir öyle bir şey.

2 yıl beraber geçirdik, bu sürede birçok başka kediye geçici yuva oldum. Temelli hepsine karşı çok sevecen ve arkadaş canlısıydı. Sonra iş dolayısıyla evde olmadığım sürelerde Temelloş’un yalnız kalmasına da gönlüm el vermediği için ikinci bir kedi sahiplenmeye karar verdim ve yine sosyal medya ilanlarından yine araba kazası dolayısıyla bir bacağı ampute edilmiş ve bundan ötürü birçok kez ev değiştirmiş ve yeniden evden atılmaya çalışılan Maşa’yı gördüm. İki gün içinde onu da sahiplendim. İlk önceleri biraz sağlık sorunları vardı ama zamanla ve yeterli ilgiyle hepsi geçti ve ikisi çok da iyi anlaştılar. Şu an biri tripot biri ‘seni gidi topal’ iki tane dünyadaki herkesten çok sevdiğim yavruşum var. Kimse kusura bakmasın ama insan ebeveyn olunca anlıyormuş.

Ejder Narsap: “Bizler anayasal hak için mücadele ederken hayvan hakları için de aynı kararlılık ile mücadele etmeliyiz”

Gerçekten bundan iki yıl öncesine kadar evde bir canlı ile birlikte yaşamak onun sorumluluğunu almak ve varlığını hissetmek fikrine pek sıcak bakmıyorduk ta ki evinize o mimik patiler ayak basana kadar. Bunun tek nedeni çocukluktan bize dayatılan önyargılardı. Hastalık kaparsın, tüyü, kılı, sesi, kokusu rahatsız eder, ısırır, tırmalar, kırar, döker gibi birçok davranış olumsuz olarak bilinçaltımıza aileden ve çevreden başlayan bir baskı ile yerleştirilmişti.

Gerçekten de bu canlar bize yaşamanın ne kadar anlamlı olduğunu hissettiriyor. Güçlü bir bağ kuruyorsunuz. Şuan iki kedimiz var ve onlara kedi ya da hayvan diyemiyoruz. Onlar bizim çocuklarımız. 14 yıllık birlikteliğimizi iki evlat sahiplenerek renk kattık. Hiç büyümeyen minik dört ayaklı çocuklar onlar. Bize güveniyorlar ve bizden sadece doğal ihtiyaçları için yardım bekliyorlar. Verebildikleri tek şey saf sevgileri. Çünkü sokakta yaşamaya mahkûm edilenler var, doğal yaşam alanları gasp edilmiş, şiddete maruz kalmış, onurları ve gururları çoğu zaman insanlık dışı davranışlarla kırılıyor ve kötü amaçlar için kullanıyorlar. Bizler anayasal hak için mücadele ederken hayvan hakları için de aynı kararlılık ile mücadele etmeliyiz. Bu yüzden onları mümkün olabildiğince sahiplenmek, ihtiyaçlarını karşılamak biz hayvan severlerin vazgeçilmez görevidir. Evinizi bir kaç minik patiye açmanız o kadar çok şeyi değiştirecekti hayatınızda bunu yaşamak ve hissetmek gerekli diye düşünüyorum. Hani anlatılmaz yaşanır derler ya işte öyle bir şey. Yapmanız gereken sadece empati kurmak. Onların istedikleri tek şey sizin bazen vermeye korktuğunuz ufacık bir sevgi başka bir şey değil…

Hayriye Kara: “Yargılamadan yanında oluyorlar, alıştığımızın dışında bir iletişim”

Ben iki buçuk yıldır iki kedi ile birlikte yaşıyorum. Yaku ve Artemis. Daha bebeklerdi geldiklerinde. İkisi de farklı olarak ifade etseler de tam sevgi pıtırcığı. Yaku çok nazlı çok cilveli, Artemis pek cilveyi beceremiyor, doğrudan gelip beni sev diye bağırıyor. Kedi ile birlikte yaşama düşüncesi birden geldi aklıma aslında. O dönem birlikte olduğum partnerimle ayrı şehirlerdeydik ve o bir gece tesadüfen annesinin kabul etmediği bebek bir kedi bulmuştu. Onların ilişkisi aslında biraz da ikna etti beni.

Çocuklar olmadan zaman nasıl geçer bilmiyorum. Kavga ediyoruz, oturup film izliyoruz, beraber uyuyoruz… Özellikle mutsuz olduğum zamanlar yanımdan ayrılmıyorlar. Sürekli şirinlik yapıyorlar. Yargılamadan yanında oluyorlar, alıştığımızın dışında bir iletişim.

Yaku ve Artemis ile birlikte

Sonra bir bakmışsın hayatının ayrılmaz bir parçası oluvermişler. İlk geldiklerin bu kadar düşkün olacağımı bu kadar hayatımın ortasında olacaklarını düşünmemiştim. Ama şu anda tüm hayatımı onlara göre planlıyorum.

Çayan Azadi: “Bana zarar verebileceği kadar açık bir halde bıraktım kendimi ama saldırmadı”

Fındık, diğer çocuğum Mayıs’ın gittikçe kocaman olduğu için daha mutlu olduğu bir yere gittiği dönemde çıktı karşıma. İnternette “acil” başlığıyla açılmış bir ilandı. Tüyleri yolunmuş, bir taşıma kabında yaşayan, oradan çıkmaktan korkan, yanına kimseyi yaklaştırmayan, tasma taktırmayan, 2 yıl boyunca sistematik bir şekilde işkenceye maruz kalmış bir çocukmuş. Geçici yuva arıyormuş. Ben de bana iyi geleceğini, ona da iyi geleceğini düşünerek evimi açtım. Hala çok titriyor, uyurken sıçrıyor ama o dönem çok daha zordu. Uyurken başında bekliyordum ama bana da yaklaşmıyordu. Günlerce gelmedi evdeki kimsenin yanına. Sonra bir sabah beni yalayarak uyandırdığını gördüm. Yavaş yavaş yaklaşıyordu. Yaklaşırken hala titriyordu. El kadar bedenine türlü türlü işkence uygulamışlar yavrumun. Zamanla bağlandık birbirimize. Hala benden başka kimseye yaklaşmamasına rağmen mutlu olduğunu hissedebiliyorum.

Mayıs’tan sonra bir çocuğa tekrardan ebeveyn olmanın bende travma yaratacağını düşünürken Fındık’la ayrı bir bağ kurduk. Beraber travmalarımızı atlattığımızı fark ettim. O gördüğüm en hassas çocuk. Bana da çok iyi geliyor. Evde yalnız kaldığında bayılabiliyor. Bu yüzden çantamda beraber gidiyoruz her yere. Ama inanıyorum bunu da aşacağız.

Fındık ve Mari ile birlikte

Aslında ilk başta ikinci çocuğu hiç düşünmemiştim. Ama Fındık’la annemin çocuğu Chivas’ın çok iyi anlaştığını gördüm. İnternetten yine ilanı açılmış çocuklara bakarken Mari’yi gördüm. 3 yaşında bir çocuk. Sahibini ısırdığı için barınağa bırakılmış. 2 günde bir yemek verilen, yanına herkesin girmekten korktuğu bir çocuktu. Resmen ölüme terk edilmiş. Bakışları çok netti ilanda. Ben de aynı gün barınağa gittim. Bana sahiplendirildi diye yalan söyleyip vermek istemediler. Orada ölmesini bekleyeceklerdi büyük ihtimal. Ben de tabii ki “travesti dehşeti” yaşatmak zorunda kaldım. Sonrasında “git al köpeği” dediler. Orada çalışanlar köpeğe yaklaşamıyormuş, saldırıyormuş. Kafesine ilk girdiğimde bana saldırmak için atağa geçti. Direk yere oturdum ve yüzümü ona yaklaştırdım. Bana zarar verebileceği kadar açık bir halde bıraktım kendimi. Ama saldırmadı. Okşamama da izin verdi. Sonra kucakladım ve eve geldik.

Fındıkla araları hiç iyi değildi. Üstelik Mari gerçekten sinirli bir çocuk. Ev arkadaşlarıma ciddi zararlar verdi. Büyük ihtimal travmalı bir çocuk o da. Ama şimdilik iyi anlaşıyoruz ve beni çok benimsedi. Aynı yastıkta uyuma gibi bir takıntısı var yaramazın. Uyumazsa çok sinirleniyor. O yüzden beraber uyuyoruz. Fındıkta bacağımın üzerinde uyumayı seviyor. Ben uyuduktan sonra da odaya girişler kesinlikle kapanıyor. Odanın önünden dahi biri geçse Mari’nin yapabileceklerinden hepimiz korkuyoruz.

Her zaman yalayarak uyandırmaları, hep benimle olmaları dileğiyle, sizleri seviyorum çocuklar!

Gözde Demirbilek: “Eve ilk geldiğinde kedi doğurdum gibi hissetmiştim”

Biz Ali Cengiz (kedi birey) ile tanıştığımızda onun kalacak bir eve ihtiyacı vardı. Bizim de bir süredir evde iki kişiyiz, üç mü olsak acaba gibi düşüncelerimiz vardı ama evin imkânları inanılmaz kısıtlıydı. Bir arkadaşımız aracılığı ile haberimiz oldu Cengiz’den, ertesi gün aynı evi paylaşmaya başladık. Yaklaşık 2 yıldır birlikte yaşıyoruz. Birlikte uyuyoruz, birlikte film izliyoruz, birlikte tuvalete girdiğimiz oluyor, o çamaşır selesini deviriyor ben makineye dolduruyorum, birbirimize sokulmaktan helak olduğumuz anlarda kombiyi yakma zamanının geldiğinden aynı anda hemfikir olabiliyoruz.

Ali Cengiz

Eve ilk geldiğinde kedi doğurdum gibi hissetmiştim. Sonradan sonraya ev arkadaşlığına dönüştü bu his. Pek adaletli bir sorumluluk çizelgemiz yok, daha doğrusu evin sorumluluk çizelgesinde Cengiz’in adı bile yok tabii. Ama evi paylaştığım kişilerden birinin Cengiz olması bana çok iyi geliyor. Çok yalnız kaldığı günlerde akşamları çok konuşuyor. Neler anlatıyor pek kestiremesem de, o da benim anlattıklarımı büyük ihtimalle anlamasa da, zaten konuşarak iletişim kurmaya çalıştığımız kişilerle de pek sağlıklı iletişim kuramadığımız için ikimiz de bunu önemsemeyi bıraktık gibi hissediyorum. Cengiz büyük ihtimalle sabah görüp heyecanlandığı kuşu anlatıyor, ben otobüs aktarmasını nasıl 5 dakika ile kaçırdığımı. Bir çaba içinde, yuvarlanıp (yeri gelince gerçekten yuvarlanıp) gidiyoruz işte.