İnsan Hakları

37 yıl geçti, hâlâ yüzleşilmedi: Lubunyaların darbede yaşadıkları

12 Eylül 2017
Haber: Kaos GL

“Sizin kimliğiniz, kişiliğiniz, içiniz, dışınız değil yani tamamen var olmanız onlar için kötü bir şeydi…”

Bugün 12 Eylül askeri darbesinin 37. yılı. Araştırmalara göre 7 bin kişi idam istemiyle yargılandığı, 517 kişiye idam cezası verilen, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitmesine neden olan, etkileri hâlâ süren darbenin transların hayatına yansıması en çok sahne yasağıyla anılıyor. 1981’den 1989’a kadar süren sahne yasağı pek çok eşcinsel ve transı etkilese de darbeye dair tanıklıklar sahneyle sınırlı değil…

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında İstanbul’dan trenlere bindirilip sürgün edilmeye çalışılan trans kadınlar, 1981 yılında sıkı bir şekilde uygulanmaya başlayan sahne yasaklarıyla barınma ve istihdam konusunda ciddi sıkıntılar yaşadı.

Darbenin yıl dönümünde tiyatro oyununa da konu olan “80’ler Lubunya Olmak” kitabını hatırlatmak istedik. Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği’nin hazırladığı “80’lerde Lubunya Olmak” kitabı, lubunyaların darbeyi nasıl yaşadıklarını gözler önüne seriyor:

Belgin: Ev sahibi darbeden anlamaz

“O 80’li yıllar içerisinde çalışma alanlarımız gündüze döndü, ondan sonracığıma, gündüz müşteri edinmeye başladık. İşte kelle koltukta, kimimiz Belgrad Ormanları’na gidip çalışıyorduk, kimimiz karşılara gidip çalışıyorduk, yani kelle koltukta hayatı devam ettirmek zorundaydık. Çünkü ev sahibi darbeden anlamaz, elektrik darbeden anlamaz, ekmek, su darbeden anlamaz, ondan sonracığıma, diğer giderlerin, kuaför darbe oldu anlamaz, bunların hepsi parayla dönen şeyler, bakkalına, kasabına, kirana, ekmeğine, kıyafetine, aa bugün darbe oldu beni idare edin, diyemezsin: Yapacağın tek bir şey vardır; bugün de olduğu gibi, seks işçiliği yapmak zorundasın.

Bennu: Dehşetle hatırladığım zamanlar

“O yıllar benim dehşetle hatırladığım zamanlar. Çok kötü zamanlardı. Polis falan... Kötüydü yani. Sizin kimliğiniz, kişiliğiniz, içiniz, dışınız değil yani tamamen var olmanız onlar için kötü bir şeydi. Senin insanlığın, düşüncen, ailende üzülenler, acı çekenler olması, birilerinin bişeyi olman ilgilendirmiyor onları yani. Bu toplumda olmamalısınız.”

Filiz: Kediler seni parçalıyor çuvalın içinde

“Darbe sabahı Beyoğlu’nda askerlerin yürüme sesine uyandım. Sokağa inicez, makyajımı falan yaptık. Ev basıldı. Bizi askeriye ordu evine götürdüler. Karakola teslim etmediler. Hastanemiz vardı bizim: Cancan. Bizi Cancan’a yolladılar. Ordan da çıktık Ahlak’a geldik. Ahlak’ta saçlar kesildi. Sirkeci’de… Seni çuvalın içine koyuyorlar Ahlak’ta. Kediler de var. Kediler seni parçalıyor çuvalın içinde.  Beni bıraktılar öğleden sonra saat üç dört gibi... Ben Sultanahmet’e gittim. Bir esnaf dedi ki: Senin bu halin ne, dedi. Suratım paramparça. Elbiselerim yırtılmış. Her tarafım delik deşik olmuştu…”

Kitabın online haline ulaşmak için tıklayınız.