Gökkuşağı Forumu

‘Allahım; bu beden niye benim bedenim!?’

Perşembe, 7 Eylül 2017

Yirmilerimin başında yetmiş kiloydum. Belki o yaşlarda başka önceliklerim olduğundan, belki de geçmişi işime geldiği gibi hatırladığımdan; zayıflamak bir takıntı haline gelmemişti bende.

Şu anda otuz yaşında ve elli sekiz kiloyum.

Beslenme düzenim dönemlik olarak gırtlaktan kesme ve mideye hunharca abanmak arasında gidip geliyordu. Uyandığımda aklıma ilk gelen şey tartılmaktı. Verdiğim iki yüz gramı anneanneme müjdeleyerek, aldığım beş yüz gramı ise bir önceki gün üstündeki fındığından içindeki kremasına kadar ayrı ayrı dayanamadığım, dayanmak için de çabalamadığım çikolataları lanetleyerek geçiriyordum. Kuru kuru da lanetlenmiyor, bir miktar daha çikolatayı mideye yuvarlıyordum. Sonra gerçek dışı kararlar takip ediyor: ‘bugün iki saat yürüsem’ ‘akşam altıda salata yiyip yatana kadar bir şey yemesem’, ‘iki ay böyle yapsam da on kilo versem’, hedefler kocaman, sürecin önünde irademi aşan engeller: Çikolatalar, kızartmalar, koltuğa uzanıp zihinsel çürümelerin verdiği hazzın her şeyin önüne geçmesi.

Sonra da bıraktıktan sonra verdiğin kilonun beş fazlasını alma garantili diyetlerden birine başladım.

Zayıf bir bedene sahip olma takıntım, beğenilme arzusundan kaynaklanıyorsa arzuladığım estetik görünüşü kendi beğenime göre oluşturmadığım, kendi beğenimden belli. Erkeğin gürbüzüne, kadının da yuvarlak hatlısına rastladığımda gözüm ikinci defa kayar. Halim tavrım kaçamaklaşır. Bakışımı kaçamak yapan etkilenmektir, etkilendiğim an yakalanma endişesi taşıdığımdan da gözlerimi kaçırırım. Bu, bende his uyandıran (etkilenme) görünüşe dair fikir verir bana.

Ama ben, ‘ayyynı öyyyle’ bir bedene sahip olmak için güzel sofralarda, özenli arkadaş ikramlarına ‘yok ya, almayayım’ diyen kişi oluverdim.

Peki ‘öyle’ bir bedene sahip olduğumda ne yapacaktım? Çok sevdiğim iki eteğim, belimden göbek engeline takılmadan aşağı inecekti. Aklıma da başka bir şey gelmiyor.

Eskiler, ‘Allah başka dert vermesin’ derler.

Hayattan, damak tadıma uygun gıdalar yemek ve fırsat buldukça sessiz bir köşede uzanıp düşünsellikten haz almaya devam etmek kadar bir şey istiyorum ama ‘elalem’ o götüme o şortu yakıştıramıyor, ay bi de neyime güvendiğimi soruyor, madem göbeğim varsa dökümlü şeyleri giymemi istiyor. O kollarla askılı giymeyeyim istiyor, spora yazılayım, bir diyet yapayım, bir şeyler yapayım ama şu an nasıl görünüyorsam öyle görünmeyeyim istiyor.

Napiyim ulan, ben mi yarattım?

‘Bi beş kilo versen, spor yapıp sıkılaşsan, daha şık kıyafetler giysen, saçını uzatsan çok hoş olursun’.

Yani sen sen olmasan da başka biri olsan, çok hoşsun.

Şıklık, moda, saç baş, iyi bir ilişki, iş hayatında başarı; temelinde standartlara uygun bir bedene sahip değilsek, bize gelmez sanki. Diğer yandan ‘standart’ diye de bir şey yok, çünkü ‘standart’ bir seneden ötekine değişiyor. Bu sene ‘oha ayı gibi göt’ olanın adı ertesi sene ‘herkesin sahip olmak istediği dolgun kalçalar’ oluyor. Diğer yandan dört bir yandan ‘öyyyle bir beden’e sahip olmak için tavsiye çılgınlığına maruz kalıyoruz. Toplum gündeminden haberdar olmak için bir siteye giriyorum, yanda yanıp sönen zayıflama hapları, trend diyetle 10 ayda 80 kilo veren kadının abiyeli fotoğrafları, hayatı onedio gibi çiğne – tükür der gibi bilgilendiren sitelerden takip eden insanların ezberden aktarımları...

Ağzım kuruyor, sinirlerim zıplıyor, enerjim yok, iki satır okusam midem bulanıyor; diyet sürecini çekmek sonucunda en süper zayıf insan bile ilan edilecek olsam değmiyor. ‘İnsan başkası için değil kendisi için yapmalıymış; sizi kandırırım da yalanım benden utanır; bu diyetler, tüm diğer görünüş değişiklikleri gibi başkaları için. Elalem güzel desin de, kusur bulmasın diye. Benim kilo fazlam, yakın bir arkadaşımın fazla kilolarından dolayı karaciğer yağlanması var. Kimse görmezken, ağzımızın sağından mücver, solundan patates kızartması sokarken bizden mutlusu yok. Pişmanlık, sokağa adım atmak üzereyken giysilerimizi bir türlü olduramadığımızda başlıyor. Karaciğer yağlanmasını ipleyen yok.

Nihayetinde aynaya baktığım ve görüntümü beğendiğim bir an, kafamın içinde yükselen ‘o göbekle hiç olmamış’ diyen sesin bana değil, başka başka elalem kişilerine ait olduğunun farkına vardım. Mesela Matematik bölümümü ikincilikle bitirmiş gelinini, yeterince güzel bulmadığı için kadının ve komşuların arasında iğnelemekten çekinmeyen komşu teyzenin sesi. Erkek torununun tabağına, kız torununkinden fazla yemek koyarak kayıran bir babaanne. Mesela magazin programlarındaki dış ses. Mesela instagramın beğeni butonu.

Ama bu ses benim değildi.

...

Kendime, elalemin yaklaştığı gibi yaklaşmak “Allahım bu beden niye benim bedenim!” isyanından öte bir sonuç vermedi. Kendi sesimi, kendime yapıcı bir soru sorduğumda duyabildim.

‘Bedenim ve beslenme ile ilgili önceliklerim neler?’

Seyahat etmemi engellemeyecek bir beden istiyorum. Mümkünse dağ bayır tırmanırken çok da zorlamayacak... Dik durmak zihin açıklığı sağlıyormuş, dik durmak için sırt egzersizleri yapmaya başlayacağım. Beslenme programımdan çikolatayı eksiltmeyi şimdilik düşünmüyorum. Yazlıkta iyi gidiyor. Et yemeyi kestim, çünkü vicdanen huzurlu hissetmek istiyorum. Yapmak istediklerim arasında da diyet yok. Kış gelmeden önce, bedenime uygun, sevdiğim renk ve desende bir kazak örmek.

Dünyada kilo problemi yaşayıp da mide ameliyatıyla zayıflanabileceğini, karbonhidrat ve şekeri dengeli almadığı takdirde kilo alacağını, düzenli egzersizle zayıflayabileceğini bilmeyen kalmamıştır. O yüzden bir başkasının iyiliği için gerçekten bir şeyler yapmak isteyen, yapılması gereken en doğru şeylerin ne olduğu hakkında vaaz vermek yerine, kendi işine gücüne baksın.

*KaosGL.org Gökkuşağı Forumu’nda yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur. Yazının KaosGL.org’ta yayınlanmış olması köşe yazılarındaki görüşlerin KaosGL.org’un görüşlerini yansıttığı anlamına gelmemektedir.