İnsan Hakları / Çalışma Hayatı

Homofobi Karşıtı Buluşma öncesi okuma parçası: Cinsel devrim?

9 Mayıs 2017

“Yeni Soğuk Savaş ve AIDS’ten tahrip olmuş 1980lerden gelen bir lezbiyen Marksist” olarak Wolf, “esas Marksist geleneğin gerçekten cinsel özgürlükten yana durduğuna” inanıyor.

Dünyanın önde gelen sosyalist aktivist ve yazarlarından Sherry Wolf, “Emeğin Queer Politikası” başlığıyla 13-14-15-17 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek 12. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’ya katılacak.

13 Mayıs Cumartesi günü TÜMBELSEN Konferans Salonu’nda yapılacak oturumda “Cinsellik ve Sosyalizm” başlıklı bir konuşma yapacak olan Wolf, International Socialist Review editörlerinden. Dünya genelinde birçok üniversitede ve etkinlikte lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ) özgürleşmesi kadar Irak Savaşı ve Filistin'in işgalini de içeren geniş bir yelpazede konuşmalar yaptı.

Wolf’u konuşması öncesinde daha yakından tanımak isteyenler için kitabı “Cinsellik ve Sosyalizm” hakkında International Socialist Review’da Christopher Phelps imzasıyla yayınlanan bir değerlendirmeyi özetleyerek Türkçeleştirdik:

Stonewall isyanından kırk yıl sonra sonunda eşcinsel toplumsal haklar devriminin ortasındayız.

Bu andan itibaren, Stonewall ruhu ve cinsiyet-olumlu özgürlükçü sosyalist geleneğin ilham kaynağı olan geniş kapsamlı bir sosyal ve cinsel kurtuluş vizyonu ile bugünkü zorlukları birleştiren bir seferberlik ve eşitlik manifestosu olan Sherry Wolf'un Cinsellik ve Sosyalizmi geliyor. “LGBT” kaba bir baş harfi kümesidir, ama Wolf ifadelerin ezberden fazlası olduğunu düşünen nadir aktivistlerden olduğundan hiçbir alt grubu göz ardı etmez. LGBT’nin sonuna “Q” eklemeyi de reddeder, çünkü Wolf’a göre ‘queer’ ezilmeyi yansıtan ıslah edilemez bir terimdir. Buna rağmen Wolf cinselliği –kendini öyle ilan etmiş birçok queer gibi- eşcinsellerin ve heteroların ikili kutupları arasındaki bir sürü olası çeşitlilik ile bir süreklilik olarak görür. Wolf, belirsiz veya karışık cinsel organlarla doğan intersekslerden maskülen bir duruşu tercih eden lezbiyenlere kadar tüm gökkuşağını kapsar.

Wolf, eşcinselliği kapitalizmin ortaya çıkışına kadar izlemiştir.  Akademisyen John D’Emilio’nun görüşlerine dayanarak, kapitalizmin evi işten ayırdığını, bireylerin aile dışında yaşamasını mümkün kılıp gey ve lezbiyen kimliklere ışık tuttuğunu savunur. Bu tarihsel anlayış gösteriyor ki Wolf, eşcinselliği biyolojik veya çevresel olarak belirlenmiş olarak görmekten ziyade akışkan olarak yorumluyor ve genetik nedenselliği reddediyor. Ama bu demek değil ki Wolf cinsel zevki yalnızca bir seçimden ibaret görüyor ve fakat cinselliği tarih, çevre, aile ve diğer değişkenlerle birlikte keşfetmenin cinsel yönelimi belirlemede önemli olduğunu düşünüyor.

Wolf, iş yerinde ayrımcılığa karşı korumayı da içeren birçok reformu savunuyor, ama özellikle eşcinsel evlilik ve orduda hizmet etme hakkı konularında iddialı. Bunlar, apaçık önermeler gibi görünebilir, ancak pek çok solcu ve radikal bunları muhafazakâr hedefler olarak düşünür. Tersine Wolf ise bunları daha sonraki dönüşümler için geçitler olarak görüyor.

Wolf’un gözlemlediğine göre, eşcinsel evlilik geleneksel aile kavramına meydan okur ve çoğunlukla miras, sigorta, hastane ziyaret hakkı, sosyal güvenlik, çocuk velayeti vb. maddi faydaların hemcins partnerden engellenmesiyle ortaya çıkıyor. Wolf’a göre, eşcinsel evlilikler federal düzeyde güvence altına alınmalı çünkü “evli eşcinsel çiftler bulundukları ülkeden dışarı çıktıkları anda tüm haklarını kaybediyorlar”. Eşcinsel evlilik ve askerlik hizmetinin bu incelemesi, sivil birliktelik heteroseksüeller de dahil herkes için evliliğin yerini almalı mı veya evliliği kiliseye mi devretmeli gibi daha karmaşık sorulara kapı açıyor. Öte yandan Wolf, bu faydaların evlilik durumundan ayrılması gerekip gerekmediği tartışmasına da yer vermiyor.  Yine de herkese eşit muamele için ısrarcı politikası bir erdem ilkesi.

Wolf’un reform gündemi ana akım liberal LGBTİ hedefleriyle çakışsa da taktikler, stratejiler ve felsefesinde kesinlikle farklılık gösterir. Demokratları seçme stratejisinden, Onur Yürüyüşleri için kurumsal sponsorlukları kabul etmekten ve sakince beklemekten kaçınır; onun yerine tabandan gelen militan kitle hareketlerine çağırır ve özellikle işçi sınıfı hareketleriyle ittifak kurma stratejilerini izler.

Geçtiğimiz otuz yılda Marks, Engels, Lenin ve Troçki’den alıntı yapan eşcinsellerle ilgili kitapların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Cinsellik ve Sosyalizm de bunlardan biri. “Yeni Soğuk Savaş ve AIDS’ten tahrip olmuş 1980lerden gelen bir lezbiyen Marksist” olarak Wolf, “esas Marksist geleneğin gerçekten cinsel özgürlükten yana durduğuna” inanıyor.

Böyle bir aksaklık da Marks, Engels, Lenin veya Troçki’nin toplu eserlerinin hiçbir yerinde eşcinsellikle ilintili tek bir bölüm olmamasındandır. Nitekim, Marks ve Engels eşcinselliği hiç tartışmadıkları gibi -yalnızca Karl Heinrich Ulrichs ve Johann Baptiste von Schweitzer hakkındaki özel şakaları hariç - yorumları da en kibar şekliyle duyarsızdı. Tek genel referansları ise Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devlerin Kökeni (1884) kitabında geçen “berbat sodomi pratiği” satırıdır. Wolf’un bunu idare etmesi ise iç açıcı şekilde saçmalıktan uzaktır. “Bu yorumlarda politik olarak aydınlanmış veya ilerici bir şey olmadığı gibi burada durumu aklamanın da bir anlamı yok” der kitabında. Marks ve Engels’i mazur görmeden, onların ‘aptallığını’ birçok eşcinselin kendinden nefret etmesine yol açan Victoria dönemine de işaret ederek kavramsallaştırıyor. Bu bağlamda, Oscar Wilde’ın kendisine “hasta” ve “anormal” dediğini yazıyor.

Wolf, Marks ve Engels’i “eşcinsellere olan yaklaşımlarında özünde Marksist olmayan” olarak değerlendiriyor. Bunun yerine Wolf, onların Engels’in İrokua Gensi’nden toplanan sınırlı veriyle tahmin edilen ilk toplumların komünal ve anaerkil olduğu iddiasını yineleyen kadınların baskılanması üzerine yazılmış kitaplarına dönüyor. Engels; evlilik, monogami ve ailenin sınıfsal toplumun ortaya çıkmasıyla nesilden nesile mal mülk aktarımı ihtiyacından doğduğunu düşünürken; Wolf da bunun üzerine homoseksüelliğin köklerinin de heteroseksüel çekirdek aile yapısına dayandığını iddia ediyor.

Kitabın sonunda Wolf, “Çokaşklılıkta (polyamory)radikal hiçbir şey veya tekeşlilikte (monogami) gerici hiçbir şey” yoktur der ve solcuların “evlilik de dahil rızaya dayalı herhangi cinsel anlaşmayı seçme özgürlüğünü savunması” gerektiğini düşünür. Bir zamanlar bu pozisyonlar özgürlükçü sosyalistler için oldukça hassastı, ama Engels’in mal mülke bağlı ve dolayısıyla yönetici sınıfın çıkarlarına hizmet eden inanışına ters düşüyordu. Neden bunu seçme özgürlüğünü savunuyor ve neden eşcinsel evliliği savunuyorlar? Aile doğası gereği baskıcı mı veya sorun aslında otoriter, erkek egemen, mecburi aile mi? Sosyalistler ailenin ortadan kalkmasını mı savunmalı yoksa genişletilmiş toplumun sağladığı bakım hizmetleriyle birlikte onun demokratik, eşitlikçi yeniden inşasını mı araştırmalı?

Marksizmin cinsel özgürleşmeyi göz ardı etmediğine kanıt olarak Wolf, Wilhelm Reich ve Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi, 1897’de ilk eşcinsel organizasyon “Scientific-Humanitarian Committee”yi kurup erkeklerin rızaya dayalı cinsel ilişkisine karşı bir yasanın iptali için kampanya başlatan Magnus Hirschfeld gibi diğer kuramcılara işaret ediyor. Almanya kesinlikle sosyalizm ve eşcinsel uyanışın merkezi olarak yüzyılın dönüştüğü benzersiz bir statüye sahipti, ama Wolf da bunu bazen fazlaca göklere çıkardı. Örneğin; en üst SPD lideri August Bebel’i tartışırken Wolf, ondan 1898’de “eşcinsel hakları henüz dünyanın herhangi bir yerinde konuşulmazken bunu ulusal yasamada masaya yatırmış ilk politikacı” olarak bahseder; fakat öte yandan Bebel’in 1879’da en çok basılan kadınlar üzerine yazdığı kitabında eşcinselliğin tanımını “doğaya aykırı bir suç” olarak yapmasından bahsetmez.

Bolşevik geleneği ve 1917 Sovyet Devrimi, Wolf’un Marksizm cinsel olarak özgürlükçüdür görüşünün içinde en kıymetli yere sahiptir. Wolf Lenin’in sosyalizm altında cinselliğin bir bardak su içmek kadar kolay olmamasını umduğunu belirtmesine rağmen Clara Zetkin’e yaptığı yorumlarda ahlakçılığı kınamıştır, der; ama yine Lenin’in “ahlaksızlık” veya “birçok dudaktan yağlanmış bir bardaktan” içmeye karşı şikayetlerini de dahil etmez. Dan Healey’in mükemmel kitabı Devrimci Rusya’da Eşcinsel Arzu’dan (Homosexual Desire in Revolutionary Russia, University of Chicago Press, 2001) yararlanırken oldukça ikna edicidir. Rusya Devrimi, tüm diğer Çarlık rejimi ceza kanunlarıyla birlikte eşcinselliğe karşı olan kanunları da ortadan kaldırdığında, bu durum 1920’lerde cinsiyet geçişi operasyonları da dahil gey ve lezbiyen özgürlüğünün çiçeklenmesine sebep oldu.

1930’lardaki endüstrileşme sevdası hızlanmış doğum oranları ve sıkı bir iş disiplini gerektiren Stalin yönetiminde ise eşcinsellik –tam da eşcinsellere zulmeden Nazizm ve McCarthyizm zamanlarındaki sağ-kanat ahlakçılığın bir aynası gibi- ahlaksız ve yasadışı ilan edildi. Daha sonra Mao, Castro ve diğer tek partili Komünist devletler de Stalin’in baskıcı tutumunu izledi. Bundan dolayı Wolf, Komünist Parti ile başlayan birçok Amerikan radikalinin “burjuva dejenerasyonu”, “faşist çöküş” veya bazı başka aptallıklara dayandırarak eşcinselliğe karşı olmasını Stalin’in mirası olarak görür.

Wolf, Marksizm’in özünde işçi sınıfının kendini özgürleştirmesi olduğunu, toplumu kendi adına yönetmek isteyen bürokratik devletlerin başarısı olmadığını tartışır. Yani, Wolf’a göre işçi sınıfının özgürleşmesi için birlik olması gerekiyorsa, sosyalistler cinsiyetle, ırkla veya toplumsal cinsiyetle ilgili olsun olmasın her türlü baskıyı reddetmeliler.  Cinsellik ve Sosyalizm, cinsel zevkler karşılıklı rıza olması kaydıyla her türlü şekilde olabilmeli diyen bir etikle yönlendirilir.

Tüm bunlar hayranlık uyandırıcı ama Wolf’un Marksizm’in doğruluğuna olan yerleşik kanısı onu özellikle anarşistler ve ütopistler gibi diğer sol kanat gruplardan bir şeyler öğrenmesini zorlaştırıyor. Ütopist sosyalistler ve anarşistlerin özgür ifadeye olan vurgusu sayesinde, bu gruplar genelde cinsel özgürlüğün de aşırı üst düzey destekçileriydi. Wolf’un kitabında Emma Goldman’dan yaptığı tek alıntı, onun lezbiyenleri “çılgın bir kalabalık” diyerek kötülediği bir mektuptan yapılmış, fakat bu ne Goldman’ı ne de anarşist geleneği yansıtıyor.

Sosyalistler, anarşistler cinsel özgürlük ufuklarını genişlettiği için onlara minnettar olmalı. Anarşizmle ilgili asıl kusur, neredeyse tamamen takdire şayan niyetlerinde değil, meşrulaşmış ayrımcılıkla üretilen maddi eşitsizliklere değinmekten aciz bırakan politik eylemlere olan antipatisinde yatmaktadır. Hiçbir aşık, AIDS ile yaşayan partnerini hastanede görebilmek için devletin paramparça edilmesini beklemek zorunda olmamalıdır; politik eylem tam da böylesi adaletsizlikleri düzeltmek için gereklidir.

Wolf'un cinsellik üzerine yaptığı çalışmalarda, emek ve sınıfa özen göstermesi nadir ve övgüye değer ve sınıfın LGBTİ komüniteyle nasıl kesiştiğine dair sofistike görüşleri var. Emek ve solun tarihini LGBTİ kuramıyla birleştirmede Cinsellik ve Sosyalizm,  aktivistlerin bakış açısını bugünkü taleplerden herhangi bir kitle hareketinin büyümesiyle bütünleşik tarzda tartışmaları körükleyen daha büyük amaç ve strateji sorgularına genişletmelidir.

12. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın tam programı için tıklayınız.