Gökkuşağı Forumu

Yutkunamamak

Pazartesi, 8 Mayıs 2017

Cigaramdam bir fırt çekiyorum ciğerlerimin derinliklerine doğru dağlara bakıyorum odanın küçük kirli penceresinden. Dağlar kafalarını bulutlara gömmüş görmek istemiyor gibi üzerlerinde gerçekleşen savaşı. Ölmek istiyorum korku hâkim oluyor bedenime, kalbime, beynime yapamıyorum. Hüzünlü şarkılar dinliyorum. Hüzünlü kitaplar okuyorum. Hüzünlü şiirleri hüzünlü seslerden dinliyorum. Hareketsiz öylece karanlığın içinde oturuyorum. Derinlerde bir yerde hüzün dolu keman sesi. Aşkımı, halkımı, dağları sokuyor kulaklarımın içinden yüreğime, beynime ve oradan da dosdoğru kalbime. Var mıdır yeryüzünde Kürtlerden başka “şey” ülkesini, insanını, dağlarını düşündüğünde ağlayan. Bahar gelip de dağlarından karlar eridiğin de nehirleri kan akan başka bir halk. Kalbim sıkışıyor. Ağlayamamaktan betermiş yutkunamamak…

Aslında hiçbir insanın kendisi olamadığını düşünüyorum. Babanın yanı efendi evlat, annenin yanı çok güzel, dostların yanı frensiz, kadının yanı aşk. Her insan bir şeyler saklar. Bazen kendi bile unutur sakladığı şeyi. Tamamen hatırlamamak üzere unuta bilseydik keşke. Bu hayatta siyah, beyaz bir de gri vardır diyenlere inanmıyorum. Bu hayatta bir siyah vardır. Bir de beyaz. Nasıl ki anne ve babamızı seçemiyorsak siyah veya beyazı da seçemeyiz. Hayatımı şu zamana kadar beyaz olduğuma inanarak ve beyaz gibi yaşayarak geçirdim. Ama ben siyah olarak gönderilmişim dünyaya. Siyah nasıl beyaz olsun ki. Siyah siyahtır. Beyaz da beyaz. Siyah karanlıktır, belirsizdir, girdaptır ve kötüdür. Beyaz saftır, temizdir, güzeldir ve iyidir.

                                                     Eser: Aoki Tetsuo

Ne oldu da siyah olduğunu anladın diye sordu kafamın içinde ki ben öteki bene. Sevdiğim insan ile ayrıldık ayrılacağız ve tartışıyoruz. Tartışmada hayata dairdir elbet. Ama bizim tartışmamız bağlamından koptu bambaşka yerlere geldi. "En güzel duyguları seninle yaşadım" Benimle mi? “Evet seninle.” Sustum. Sessizlik. “İnanmıyor musun?” Sustum. Sessizlik. “İnanmıyor musun?” Sustum. Sessizlik. “İnanmıyor musun yaa…” Gece yarısı cıvatası bozulmuş musluk gibi ses çıkarmaya ve damlamaya başladım. Neden susmuştum ki. Neden yani. Tanrım kafayı yemek üzereyim. Neden sustum, sessiz kaldım. Anladım sonra işte tam o anda. Akrep ve yelkovan kafasına göre takılıyordu. Pencerem küçük ve kirliydi. Dağlar kafalarını bulutlara gömmüştü. Zaman akmış yaşananlar yaşanmış ve siyah olmamıştım. Zaten en başından bu yana siyahmışım. Ve sadece olan siyah olduğumu anlamış olmamdı. Bunun farkına varmıştım. Olan şey bundan ibaretti. Ama siyah olup beyaz olarak ölebilirdim. Buna çok yaklaşmıştım.

Neden Tanrım neden 12’e 10 kala beyaz olmadığımı, siyah olduğumu gösterdin. Cehennem bu değil mi? Evet cehennem benim için 10 dakika. Hiç durmadan kendini tekrarlayan, ohh be bitti dediğim anda başa dönen koskoca 10 dakika. Yutkunamıyorum. Geri kalan hayatımı bu 10 dakikanın içinde hapsolmuş bir şekilde geçireceğim. Öldüm aslında. Ama kendimi 10 dakikanın içinde hapsolmuş gibi hissediyorum.