Yaşam / Dünyadan

“Bu yıldız parlaklığındaki yaşamı bir yıldız gibi terk ediyorsun”

Perşembe, 27 Nisan 2017

“Bu nefret, Xavier, bende yok, çünkü bu nefret sana hiç benzemiyor…”

20 Nisan 2017 Perşembe günü IŞİD, Paris'teki ünlü cadde Şanzelize’yi vurdu. Saldırıda yaşamını yitiren polis memuru Xavier Jugelé’nin 24 Nisan’da düzenlenen anma törenine, cumhurbaşkanı Hollande, başbakan Cazeneuve, eski başbakanlar, bakanlar, süregelen cumhurbaşkanlığı seçimin ikinci turuna kalan adaylar Macron ve LePen ve daha pek çok devlet ileri geleni katıldı.

Törende Xavier’nin hayat arkadaşı Etienne Cardiles yüreklere dokunan, asalet ve medeniyet timsali bir konuşma yaptı. Konuşmanın içeriğinin yanı sıra, bir eşcinsel olarak beni duygulandıran, tüm devlet ileri gelenlerinin, dizi dizi güvenlik gücü elemanının ve tüm Fransa’nın saygılarını sunduğu bu post-modern Aziz Sebastian’ının bir eşcinsel olması, aşklarının, kurdukları çiftin tanınması ve kutsanmasıydı.

Umut ve sevgi dolu bu mesajı daha da yayabilmek için, Etienne Cardiles’in konuşmasını Türkçe’ye çevirdim:

“Xavier, perşembe sabah, her zamanki gibi, işe gittiğimde sen uyuyordun. Gün içinde tatil planlarımızla ilgili konuştuk. Uzak bir ülkeye gidecektik, öyle ki sen çok heyecanlıydın, hiç o kadar uzak bir yere gitmemiştin. Vizelerle ilgili detaylar, kalacağımız yerle ilgili endişelerimiz salı günü aldığımız uçak biletlerinin neşesine karışıp mesajlarımızı dolduruyordu.

“Saat ikide, görünümünün kusursuz olmasını önemsediğin için pek özen gösterdiğin üniformanı giyip işine gittin. Sen ve arkadaşların, sıklıkla olduğu gibi o gün de, o güzel Şanzelize caddesinde güvenliği sağlamak üzere 8. Bölge karakoluna gitmekle görevlendirildiniz. Sana Türk Kültürü Enstitüsü önündeki 102 numaralı güvenlik noktasına gitmek düştü. Böyle görevleri biliyorum ki seviyordun çünkü Şanzelize Fransa’nın imajı ve koruduğunuz kültürün simgesiydi.

“O anda, orada sen ve arkadaşlarının başına, olabileceklerin en kötüsü geldi. Herkesin korktuğu, asla gerçekleşmeyeceğini umduğu o olaylardan biri.

“Hemen anında, acı çekmeden gidiverdin – ki şans yıldızına minnettarım bunun için. Arkadaşların yaralandılar, biri ciddi biçimde. Yavaş yavaş iyileşiyorlar neyse ki…

“Hepimiz vurulduk.

“Akşam eve geldim, sensiz ve tarifsiz, derin bir acı içinde ki bilmem bir gün diner mi… Bu acı bana kendimi sessizce acı çeken meslektaşlarına yakın hissettirdi. Ben, içinde nefret olmayan bir acı hissediyorum. Bu cümleyi (eşini 13 kasım 2015 Bataclan katliamında kaybeden) Antoine Leiris’ten alıntılıyorum, ki acıya karşı gösterdiği, birkaç ay önce tekrar tekrar okuduğum satırlarındaki büyük bilgeliği bende hayranlık uyandırmıştı. O ondan aldığım hayat dersi şimdi beni koruyor.

“Paris halkına Şanzelize’de gerçekleşen vahim olaya dair ilk haberler duyurulup da bir polis memurunun hayatını kaybettiği öğrenilince, içimden bir ses onun sen olduğunu söyledi bana ve bu cömert ve iyileştirici cümleyi fısıldadı: “Bende nefret bulamayacaksınız.” Bu nefret, Xavier, bende yok, çünkü bu nefret sana hiç benzemiyor, senin kalbini çarptıran şeyle, seni bir jandarma sonra da bir polis memuru yapan arzuyla katiyen örtüşmüyor. Çünkü kamunun çıkarı, ötekine hizmet ve korumaydı senin değerlerin; tolerans, diyalog, yatıştırma senin en iyi silahlarındı. Çünkü polis memurunun ardında bir insan vardı ve jandarma ya da polis olmak bir seçimdi. Ötekine yardım etme seçimi, toplumu koruma seçimi ve adaletsizliğe karşı savaşma seçimi. Güvenlik güçlerinin üstlendiği ve hep tehdit edilen bu asil görev…

“Ben, bir vatandaş olarak, seni tanımadan önce dahi bunu takdir ederdim. Polislik mesleği İnsan Hakları Bildirgesi’nin andığı tek meslektir. 12. Maddesinde “İnsan haklarının garantisi kamusal bir kuvvete bağlıdır” der. Siyasi olarak anlamlı bir incelikle şöyle devam eder: “Bu kuvvet herkesin yararı için kurulmuştur, kendisini kuranların özel çıkarı için değil.” Bu, mesleğinle ilgili paylaştığımız bir görüştü, ama olduğun insanın de sadece bir yanıydı bu. Bu insanın öteki yanı, sinema ve müziğin kapladığı bir kültür ve neşe dünyasıydı. Güneşli bir ağustos gününde beş film seansına gitmekten çekinmezdin. Her filmi orijinal dilinde izlemek isterdin, özellikle de mükemmel konuşmayı arzuladığın İngilizce’de. Konserden konsere giderdin, hatta bazen bir sanatçıyı tüm turnesi boyunca takip ederdin. Céline Dion senin yıldızındı, Zazie, Madonna, Britney Spears pencerelerimizi az titretmediler. Tiyatro seni başka dünyalara götürürdü. Hiçbir kültürel deneyimden geri durmazdın. En beğenmediğin filmi bile sonuna kadar izlerdin. Neşenin ve kocaman gülücüklerin, sevginin, aşkın ve toleransın hakim olduğu bir yaşam... Bu yıldız parlaklığındaki yaşamı bir yıldız gibi terk ediyorsun.

“Meslektaşlarına, kendimi onlara ne kadar yakın hissettiğimi söylemek isterim. Komutanına, gözlerinde, jestlerinde ne kadar samimiyet ve insanlık hissettiğimi. Bu gibi olayların yaşanmaması için uğraşan herkese, suçluluk duygularını ve hayal kırıklıklarını hissettiğimi ve barış için didinmeye devam etmelerini söylemek isterim. Anne babana ve bana duygularını ifade eden herkese bunun bize ne kadar dokunduğunu ifade etmek isterim. Ailene, onlarla bir bütün olduğumu, benim için, bizim için endişelenen tüm yakınlara da ne kadar sana yaraşır olduklarını söylemek isterim. Ve sana da şunu: Sonsuza dek kalbimde olacaksın. Seni seviyorum. Hep sana layık kalalım ve barışı koruyalım.”