Yaşam

Ütopyalar: Rosida’nın C13-53 ve B207’den Girit’e hayalleri

4 Nisan 2017

Tepemizde karanlık bir bulut görünüyor, yağmuru ıslatmaz korkmayın. Gündemin karın ağrıları bizde birer sancı tadı alıyorken, muhtaç olduğumuz gullüm kendini aratıyorken, gülmeyi unuturken başka bir dünya için savaşıp elimizdekileri korumanın derdine düşmüşken, hayallerimizin, inancımızın, neşemizin, en politik orospuluklar ve zırıllıklarımızın, gülüşlerimizin saklandığı diyarları unutur olmuşuz.

Hal böyleyken lubunyanın boş duranı da koli kesmeyeni de makbul değildir diyerek işe bir el atalım dedik. Birbirimizin hayalindeki o başka dünyalara birer liman kurup ihtiyaç anında en yakın limana yelken açınız levhasını da orta yere asmaya karar verdik.

Artık ütopyalarımızın, dünyalarımızın, limanlarımızın sıralı tam listesini buraya düşürmeye başlıyoruz. İçimizdeki aydınlık bu havadaki karanlığı parçalayacak elbet ama unutur gibi olduğumuz dünyalarımıza bir göz kırpıp; umudun beynimizde olduğunu, biz gitmeden de bir yere gitmeyeceğini hatırlatıp, benim de bir dünyam var elbet dediğiniz ütopyalarınızı yazıp yazıp göndermenizi isteriz.

Sevgi, esenlik ve bol miktarda cicilik dileklerimizle…

Bizimle ütopyasını paylaşan dördüncü konuğumuz İsviçre’den Rosida Koyuncu. İşte Rosida’nın Girit hayalleri…

C13-53’ten B207’ye ve Girit adasıyla Atina’da Pride’a katılma hayalim…

Bir yere kapatılmak nasıl bir şey bilir misiniz? Birilerinin sizi terbiye etmek için ve cezalandırma amaçlı kapatması sizde nasıl etkiler yaratır? Babanız, abiniz, aileden herhangi biri, sizi kaçırıp size tecavüz eden ve bir odaya kapı kapatan biri ya da devletin kurallarını çiğnediniz diye hapsedilmek neler yaratır insanın duygu durum dünyasına?

İster bir saat, ister bir gün, ister bir hafta, ister bir ay ya da bir yıl ya da yirmi yıl kapatılın… Hapishaneler. İnsan üzerinde nasıl etkiler yaratır bu yazıda örneklerle anlatacağım. Yazının başlığındaki numaraları önce tanıtayım size. C13-53 benim Kandıra Kocaeli’ndeki tekli hücre numaram. Bu numarayı asla unutamam. Tekli olmayan diğer numaraları da hatırlıyorum. Fakat 21 ay toplam kapatıldığım ortamdan 5 ayı teklide tutuldum. Neden tekli diye bilmeyenleriniz varsa, Türkiye’de trans kadınlar ve cinsiyet kimliğine sahip çıkanlar güvenlik gerekçe edilerek tekli hücrede tutulur. B207 ise şu an mülteci olarak kaldığım kamp oda numaramdır. Fark ettiniz mi? Numaralandırıldık. Bu numaralanma sıradan pasaport numaranız veya kimlik numaranız değil. Konulduğunuz bir kutu numarası. Bu sıradan bir ev adresi değil.

Kapatılmanın insan üzerinde yarattığı travmaları, karakter ve davranışınız üzerindeki etkileri, nesnelerle kurduğunuz ilişki geriye gitmeler ve sizi nasıl birey olmaktan alıkoyar onu özelikle bu tür kapalı kurumlarda fark etmeden ruhunuza işliyorlar. Bazı durumların anlaşılması için somut örneklerle anlatacağım.

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğim an Cenevre’de geldiğim mülteci kampındaki odaya yani B207’ye girer girmez 3 saniye geri gittim. Fiziki olarak değil, hafıza olarak hapishanedeki tekli hücreye geri gittim. Tekli hücreden tek farkı fiziki olarak yarım metre daha geniş ve mutfak tezgahı var. Tabi mülteci kampı hapishanedeki tekli hücreye göre daha iyi, istediğin yemeği yapar dışarı istediğin zaman çıkarsın. Bir de 3 günden fazla kampta bulunmadığın tespit edilirse kamptaki odandan olursun.

Bu yazıyı çok ayrıntılı yaklaşık iki sayfa yazmıştım. Odanın fiziki yapıları, hapishane ve mülteci kamplarının benzer ve farklı yönlerini yazmıştım. Eskiye gidip örnekler anlatmıştım. Bu yazıyı yayınlayıp yayınlamama üzerine çok düşündüm. Hem olumsuz hem de negatif enerji yayan karamsar bir yazıydı. Yazı öyle ki bilgisayarımda iki aydır duruyordu.

Geçenlerde Fırat Varatyan facebookta bana nasılsın kız, diye sordu nerden Lubunyanın aklına geldiysem. Herhalde koli bulamadı ben aklına geldim diye düşündüm. Ben de “Abla ne yapıyorsun nasılsın?” gibi hal hatır ve özlem belirten cümlelerden sonra bana “Ne boş duruyorsun kadın sana bir önerim var” dedi. Benim boş durduğumu sandı herhal… Hastane randevuları, resmi kağıtları çevirme ve getir götür ve yabancı kolilerle google translate aracılığıyla yazışmada en çok vaktimi alan işimin önceliği olsa da bu süreçte Kaosta, Demokrat Haberde ve son süreçte Komnews’e de yazılar yolladım.

Fırat Varatyan bana Kaos GL’de Yeni bir yazı dizisi başlattıklarını, “Lubunyaların Ütopyaları ve Hayalleri” temalı pozitif enerji yayan yazılar olacağını anlattı. “Sen de hayallerini yazsana lubunya” diye de ekledi. Ben de düşündüm. Valla bazen depresif ve trajik yazılar çıksa da tabi ki hayallerim var. Hatta Haziran ayından önce oturum alırsam, Yunanistan’a gideceğim. Girit adasına gidip bir hafta Türkiye’den, ABD’den ve AB ülkelerinden gelecek arkadaşlarla Girit adasından gezmek, çıplak denize girmek, dans etmek sonrasında Atina’da haziranın son haftasında Pride’a katılmak şu an benim için olma ihtimali yüksek bir hayal…

Tabiki Varatyan’a da “Kız artık Onur yürüyüşümüzü komşuya taşıyalım” diyerek gullüm yaptım. İstanbul’da yürütmezlerse “Dağılın” çağrısına uyarak ben de Atina’da yürüyerek burada basın açıklamasını okuyacağım. Varatyan’ı da Girit adasına koli olarak davet ettim…

Bu kelimeleri bir AVM’de yazarken bir yandan gördüğüm kötü rüyalar ve negatif enerjiden arındığımı fark ettim. Çünkü sildiğim paragraflar tamamen negatif anılarla yazılmıştı. Anılar demişken geçen yaz mevsiminde Ağustos ayında yaşadığım güzel bir anım belki benim için bir hayaldi ve bu yazımı o gerçekleşen hayalime değinerek sonlandıracağım…

19-27 Ağustos 2016 tarihinde Fransa’nın Breton bölgesinde 39. Douarnenez Festivaline katıldım… Her sene bir tema ve başka bir ülke esas alınıyor. Geçen sene Türkiye’deki azınlık kimlikleri tema olarak seçilmişti.

Vizeden ilk olarak red alıp itiraz etmem, kriz çıkararak konsolosluktan vizeyi almak ve uçak biletini vize alamadığım için festivalin almaması, son anda Açık Toplum Vakfı’nın seyahat fonundan bana bilet kesmesi benim için kritik koşullarda gerçekleşen bir durumdu. Yeni çıkan KHK ile soruşturması ve kovuşturması olanların pasaportunun bloke edileceği ve yurtdışı yasağı olduğunu yazıyordu. Arkadaşlarım “bu riski göze al ve git” dediler. “Eğer gidemediğinde Açık Toplum’un kestiği biletin parasını geri vermek zorundaysan aramızda hallederiz” dediler. Ben kapıyı geçene kadar gidip gidemeyeceğimi bilmiyordum. Ama geçtim. Festivale de gittim.

Douarnenez festivali hem zorlukla içinde gidebildiğim için bir hayaldi. Bir yandan ise oranın doğası, atmosferi beni çok etkiledi. Filmler, tartışma forumları, Gece partileri, danslar, gece yarısı insanlar deniz kenarına doğru trampetlerle yürüyor. Dans edenler, çırılçıplak denize girenler…

Festivalde beni en çok etkileyen ise sağır ve dilsizler için film ve forumlar dışında konserlerde de sahnede işaret diliyle sözleri ve ritimlerin aktarıldığını görmek oldu. Ben hayran kaldım festivale…

Bu sene Ağustosta 40. Douarnenez festivali gerçekleşecek. Bu senenin temasının ise “Sınırlar” ve “Göçmenlik” olduğunu duydum. Bu sene de hayalim Girit adasından sonra Ağustos’ta 40 senedir düzenlenen bu festivale katılmak.

Diğer ütopyalar:

Ütopyalar: Süleyman Bölükbaş’ın Ütopik Manifesto’su

Ütopyalar: Ozan’ın sade, basit insanı!

Ütopyalar: Ayhan’ın ilmek ilmek ördüğü bahar ve balkonu