Yaşam

Ütopyalar: Ozan’ın sade, basit insanı!

Pazartesi, 27 Mart 2017

Tepemizde karanlık bir bulut görünüyor, yağmuru ıslatmaz korkmayın. Gündemin karın ağrıları bizde birer sancı tadı alıyorken, muhtaç olduğumuz gullüm kendini aratıyorken, gülmeyi unuturken başka bir dünya için savaşıp elimizdekileri korumanın derdine düşmüşken, hayallerimizin, inancımızın, neşemizin, en politik orospuluklar ve zırıllıklarımızın, gülüşlerimizin saklandığı diyarları unutur olmuşuz.

Hal böyleyken lubunyanın boş duranı da koli kesmeyeni de makbul değildir diyerek işe bir el atalım dedik. Birbirimizin hayalindeki o başka dünyalara birer liman kurup ihtiyaç anında en yakın limana yelken açınız levhasını da orta yere asmaya karar verdik.

Artık ütopyalarımızın, dünyalarımızın, limanlarımızın sıralı tam listesini buraya düşürmeye başlıyoruz. İçimizdeki aydınlık bu havadaki karanlığı parçalayacak elbet ama unutur gibi olduğumuz dünyalarımıza bir göz kırpıp; umudun beynimizde olduğunu, biz gitmeden de bir yere gitmeyeceğini hatırlatıp, benim de bir dünyam var elbet dediğiniz ütopyalarınızı yazıp yazıp göndermenizi isteriz.

Sevgi, esenlik ve bol miktarda cicilik dileklerimizle…

İkinci ütopyamız Ozan’dan geliyor.

Benim ütopyam cinsiyetlerin ve cinsel yönelimlerin olmadığı bir hayatın getirdiği insan çeşitliliği içinde sonsuz farklılıkların eşitliğini yaşamak.

Ahmet Ali'yi sevsin ama gey olmasınlar, Ayşe Özge'siyle lezbiyen olmayan bir aşk yaşasın, Richard ile Emma isterse evlensin ama heteroseksüellik diye bir şey hiç duyulmamış olsun.

Birinin saçı, üstündeki kıyafeti onun cinsel organını, yüklediği görevleriyle birlikte afişe etmesin.

Gökkuşağı sadece yağmurdan sonra izleyeceğim bir harika olsun benim ütopyamda, eşitsizliğin içindeki bir birleşme sembolü değil.

Bu dünyada moda gerçekten de insanın kendine yakışanı giymesi olsun, cinsiyetine yakıştırılanı değil. Penisi olan insan, gördüğü muhteşem parlak pullarla kaplı o olay eteği giysin. Vajinasıyla doğmuş o insan ise tenine giden bir kravatı alsın kendine.

Hatta o penislinin adı çiçek olabilsin, o vajinalının ise demir. Anneler babalar değil ebeveynler olsun, onlar koysun bu isimleri çocuklarına.

Çiçek ile Demir yemeğe çıktığında, ceset yemesinler mesela, tabaklarında zulüm olmasın, bunun düşüncesi bile akıllarından geçince onları ürpertsin, vegan diye bir şey duymamış olsunlar, normal yemek işte. Çiçek yeni penisli sevgilisini anlatırken, Demir ise yaşadığı üçlü ilişkinin kritiğini yapsın Çiçek’le. Aşk iki kişi arasında kısıtlı olmasın burada.

Ülke, vatan, bayrak, millet, ırk kelimeleri sözlüklerde bile olmayan, bilinmeyen şeyler olsun burada, dünya herkese ait olsun. Hayali sınırların düşüncesi bile “Ne mana?” dedirtsin.

Bu Ütopya’da herkes olduğu gibi sadece Homo Sapiens kalsın. Sade, basit, insan.

Diğer ütopyalar:

Ütopyalar: Süleyman Bölükbaş’ın Ütopik Manifesto’su