Kültür Sanat

Hem göçmen, hem lubunya: ğ

14 Mart 2017

Berlin semalarında bir lubunya dolaşıyor. “ğ - yumuşak ge - kuir formların göçü” sergisi Almanya-Türkiye ekseninde raks ediyor, heteroseksist örüntüye dil çıkarıyor. Serginin küratörleri Aykan Safoğlu ve Emre Busse ile röportajımız Kaos GL dergisinin Mart-Nisan sayısında yayınlandı.

“ğ - yumuşak ge - kuir formların göçü” Berlin’de 2 Mart - 29 Mayıs tarihleri arasında bohçasını açan bir sergi. Belki de bir sergiden de öte, bir hissiyatın kendine aradığı ses, beden.

Schwules Museum* nam-ı diğer İbne Müzesi’nde açılacak olan serginin küratörleri, Aykan Safoğlu ve Emre Busse, ğ harfinde kuir bir ihtimal sezinliyor ve şimdi bir güncel sanat sergisiyle bu ihtimalin Almanya - Türkiye arasında gerçekleşmiş / gerçekleşiyor olması kuvvetle muhtemel göçüne odaklanıyorlar. ‘ğ - kuir formların göçü’ Almanya’da kuirlik ve göç teması üzerine açılacak ilk sergi.

“ğ - yumuşak ge - kuir formların göçü”, Aykan Safoğlu, Ayşe Erkmen, Cihangir Gümüştürkmen, Erinç Seymen, Hasan Aksaygın, Banu Cennetoğlu & Philippine Hoegen’in sunumuyla Masist Gül, Mehtap Baydu, Ming Wong, Nilbar Güreş, Taner Ceylan, Viron Erol Vert ve Yeşim Akdeniz’in işlerini bir araya getiriyor. Sergi ayrıca tanıklıklar, performanslar, atölyeler, sanatçı konuşmaları, film gösterimleri, senaryo ve kitap okumaları ile kuir göçün Almanya’daki tarihine ve sanatsal yansımalarına titizlikle bakan bir yan etkinlik programını da Berlinli izleyiciyle buluşturacak.

Serginin son hazırlıkları sürerken küratörler Aykan Safoğlu ve Emre Busse’yle Kaos GL dergisinin Mart-Nisan sayısı için yumuşaklığı, göçü ve elbette Berlin’i konuştuk. Tamamını Kaos GL dergisinde okuyabileceğiniz röportajdan tadımlık sorularımız ve Aykan ile Emre'nin cevapları şöyle:

                        Portait: Francesco Cascavilla; Emre Busse ve Aykan Safoğlu

“ğ heteroseksist örüntüye dil çıkarıyor”

Serginin çok ilgi çekici, gizemli ve belki de biraz kışkırtıcı bir adı var: “ğ - yumuşak ge - kuir formların göçü”. Neden ğ?

Emre: Aslında sorunun içerisinde cevabının da gizli olduğunu düşünüyorum. ‘ğ’ birden çok hissiyatı bünyesinde barındıran ancak tek başına seslendirilmesi zor olan bir yerden bizi çağırıyor. Arapça ‘ghayn’ sesine denk düştüğünden bir anlamda pratik kolaylık sağlıyor. 1928 yılında yeni Türk harflerinin kabülü sonrasında Türkçe alfabede yer alıyor. Ancak kendisinin Latin alfabesinde karşılığı yok. Kendisinden önceki sesli harfi uzatarak kendisine ses buluyor. Her kullanımında yeni bir ses, yeni bir beden buluyor. Bu dönüştürücü tavır bana kuir beden politikalarını hatırlatıyor. Almanya - Türkiye ekseninde kuir varoluş ve sanatsal pozisyonları düşündüğümde beni oldukça heyecanlandıran bir metafor.

Aykan: İlkokulda alfabeyi öğrenirken dikkatimi çekmişti. Kim bu yumuşak demiştim, sonra bana da yumuşak demeye başladıklarında anlamıştım bir kader birliğimiz var. Emre’nin söylediklerine ek olarak belki şunu diyebilirim; Almanya’ya Türkiye’den göçmüş iki sanatçı olarak Berlin’de yaşıyoruz. Yola çıkarken bu deneyime dair de bir sergi olsun istedik. Serginin ismi ne olacak diye düşünürken babalarımızdan bize miras soyadlarımızın ortak paydası aklımıza geldi: ‘ğ’. Almanya’da yaşayan Türkiyeli nüfusun büyüklüğünü göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki; ğ, Almanya’da en çok yanlış telaffuz edilen harf. Almanya çoğunluk toplumunun bu harfe dilinin dönmeyişinde kuir bir potansiyel gördük. Sanki ğ yaygın heteroseksist, ırkçı, erkek egemen örüntüye dil çıkartıyor.

Cihangir Gümüştürkmen; ‘Fatma Souad’, 1997; Karışık teknik, tuval üzerine kağıt ve yağlı boya; 100 x 90 cm; Ulaş Yılmaz & Koray Yılmaz-Günay’ın izniyle

Asla büyük yazılmayan bir harf, başa geçmeyen, ortalarda bir yerde duran, nev-i şahsına münhasır bir ses, deneyim. Bir nevi lubunya olmak gibi. Ne dersiniz?

Aykan: Evet, aynen öyle. Biz yumuşak ge’yi bir metafor olarak kullanıyoruz ama aslında o bizim bir yoldaşımız. Hem göçmen hem lubunya. Sonuçta, alfabede diğer harflerden sıyrılıyor. Kendisinden önce gelen her seslinin bir anlamda domezi ancak o harfler kadar önemsenmiyor. Burada yaşayan göçmen topluluklar gibi. Bizim gibi o topluluklar içerisinde mücadele veren kuir bireyler gibi.

Emre: Yıldız, senin ve Aykan’ın söylediklerine katılıyorum. Bunun dışında ğ bugün Türkiye lubunya tarihinde de alt kültürde adını bulmuş, lakaplaşmış, onuru kırılmak istenmiş bir harf. Mehmet Ali Erbil’li ‘Çarkıfelek’lerde eşcinselleri aşağılamak için de kullanılan ğ, bugün Almanya’da bir sergiye misafir oluyor. Bir harf olmanın ötesinde ğ bize yoldaşlığımızı da hatırlatıyor. Bunun dışında ğ, sevgili Misal Adnan Yıldız’ın Aykan ile kurmuş olduğu küratöryel kollektifle de adaş. Bu, benim başka yoldaşlıklarla dirsek teması kurmama güzel bir örnek. Tüm sergi süreci bizi harf ğ’nin bağlayıcı özelliğini anımsatan bütünleştirici bir kuir pratiğe davet ediyor.

Röportajın tamamını okumak için Kaos GL Dergi'nin 153. sayısını edinebilirsiniz. Dergiye basılı ya da internet üzerinden erişmek için abone olabilir ya da bu bağlantıda bulacağınız kitabevlerini ziyaret edebilirsiniz.