Yaşam

Kelimeler ve Şeyler – Irmak Keskin

28 Şubat 2017
Haber: Kaos GL

Yenilenen Kelimeler ve Şeyler’in beşinci konuğu Irmak Keskin. Siz de cevaplarınızı bir fotoğrafla yildiz.tar@kaosgl.org a göndererek bir sonraki konuğumuz olabilirsiniz.

En sevdiğiniz kelime?

jîyan, fonetiği çok hoş değil mi?

En sevmediğiniz kelime?

congragulations-doğru yazmak hep çok zor geliyor :)

Evet?

Rıza

Hayır?

söylenmesi zor, ama öğrenilmesi gereken, normların altüstlüğüne sebep olacak tavır. 

Keşke dediğiniz

tek keşkem istanbul’a geldiğimde Ali’ye uğrayacağımı söylemiştim, ertesi sabah uğrayacaktım, uğurlarken buldum kendimi… geri kalan her şeyi aynı şekilde yapardım, hatta belki bunu da yapardım, çok şey öğrendim, çok şey kattı bütün katılanlar ve alınanlar, kalanlar ve gidenler...

Barış?

Dünya her gün olduğu gibi burada bitiyor, tüm o ölçüsüz sıkıntılarından hiçbir şey kalmamış şimdi, şu barış umudundan başka. - Camus

Özgürlük?

olduğun gibi olabilmek ve bunu sadece kendin olarak yapabilmek, yolculuk, “any way the wind blows"

Aşk?

tanrısal yüceltmeyi, kusursuzluk arayışını varlığa indirgeyip sürekli mükemmel olmayışı keşfederek hayal kırıklığına uğramak. sevgi daha samimi bir his...

Dayanışma?

yaşama yöntemi, ilişki pratiği, gettolar ve ferzan özpetek yemek sofraları, bir de rakı masaları

Muhafazakârlık?

toplum kuralları ve normları muhafızlığı

Demokrasi?

Maçka’da bir park

Nefret?

karanlık boş bir girdapta sürüklenmek ve çıkamamak

Homofobi?

sıkıcı ve üreme temelli işlevsiz cinselliği koruma yöntemi, sevişmeyi bilmeyenlerin beceriksizliklerini örtpas etme çabası, karşılarındakini seks kölesi ve objesi olarak kullanma erkinden feragat etmeme arzusu

Transfobi?

öğretilmiş ve öğrenilmiş ikili cinsiyet sisteminin içinde tıkılıp kalmak.

Ayrımcılık?

kendini üstün görme, bir diğerini varlığından mütevellit küçümseme

Sansür?

Sessizlik, görüntüsüzlük, tüketme

Eşitlik? 

Eşitlik değil de denklik belki, bütünlüğün parçaları olarak her şeyin nedeni ve işlevi ve görevi olduğunun farkında olup buna göre yaklaşmak tüm canlılara.

En sevdiğiniz ses?

Nihan Devecioğlu, sevdiğim mi emin değilim, ama huzur verdiği kesin:) bir de piyano.

En sevdiğiniz görüntü? 

rainbow gathering’de torosların zirvesinde yağmur yağmaya başlayınca yaşlı bir ağacın altına sığındığımızda tepelerin arasında çıkan gökkuşağı ve bütün kampın çadırlardan çıkıp uluyarak selamlaması doğayı ve yaşamı :)

OHAL?

çok eşliliğin sadece sözde kaldığından habersiz, tartışma sonu içilen bira sırasında gelen haber ve Titanic’teki viskisini alarak bekleyen jön karakter ile özdeşleşerek bitirmeden kalkmamak, herkesin terk ettiği sokaklardan geçip panik halindeki insanlarla makarna almak, bolca korku üretilmesi, bir de o haberlerin arasında bir trans çocuğun kendini binadan boşluğa bırakması ve derin sessizlikte huzursuz bir uyku.

Dünyaya yeniden gelseniz ne olurdunuz?

kendim ya da bu sefer bir ev kedisi de olmak isteyebilirdim belki :)

Başka bir dünya mümkün mü? Nasıl bir dünya?

dans etmeye, şarkı söylemeye, gülmeye, sarılmaya, sevmeye devam edebildiğimiz sürece, yani aslında belki sadece yaşadığımız sürece tabii ki de mümkün, neden olmasın ki? ulussuz, sınıfsız, sınırsız, cinsiyetsiz ve bütün şiddete vesile olan tabuların, korkuların, dayatmaların, kodlamaların yıkıldığı bir dünya, belki şirin’leri de görebiliriz o zaman… 

En iyi alışkanlığın?

kahve, sigara, bira dışında pek alışkanlığım yok sanırım, bunlar da pek “iyi” sayılmıyorlar sanki :) 

En kötü özelliğin?

iş konusunda fazla obsesif olmam, başkalarıyla ortaklaştırmayı çok zorlaştırabiliyor :)

En sevdiğin slogan?

Nefrete inat, yaşasın hayat! 

En çok etkilendiğiniz eylem?

Zeliş’in başında "dert bende derman bende” diye onun versiyonuyla herkesin birlikte söylemesi… 

Sizi etkileyen kişi?

Sylvia Plath, Tezer Özlü, Tim Burton, Robert Mapplethorpe

Takip etmekten hoşlandığınız internet portalı, sosyal medya?

sevmiyorum sosyal medyayı, ama facebook’a düşünce çıkmak çok zor :)

En son okuduğunuz, kitap, dergi?

Jose Saramago, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Lubunyalara son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

sadece kendiniz için, olduğunuz gibi olun, insanların sizi “gördükleri” ya da “görmek istedikleri” kalıplara kaptırıp sevgi arayışınızı içinizden önce dışarıdan alıp kendinizi o dışarıya göre inşa etmeyin, olduğunuz şey, olduğunuz gibi olabildiğinde muhakkak ki en güzel “siz” olacaktır. hislerinizden de korkmayın mesela, en parlaklarından da, en karanlıklarından da. bir de sadece “lubunyalar” için sınırlandırılmış küçük fanusu parçalayın, dönmeler, cinsiyetsizler, akışkanlar, geçişkenler, interseksler ve daha neler neler varken, yargılamadan, sınırlamadan, insanların varlıklarını varoldukları şekilde kabullenmek gerçekten de zor değil, gördüklerinize sizin için gelen anlamlarda atama yapmayın, önce hep beraber bir birimizi kendi hallerimizde kabullenelim, belki o zaman her şey biraz daha kolaylaşır…