Gökkuşağı Forumu

Hayal perdesindeki gölgeler gibiyiz

Cuma, 17 Şubat 2017

Yılana sarılanlar yılanla anlaşma yapmak zorunda: Varlıklarını yılana satacak ve sadece gölgeleri kalacak yeryüzünde.

Gözlerimize perde indi; sadece perdeye yansıyan gölgeleri görebiliyoruz. Gölgeler, gerçekte olup bitenlerin aksini yansıtır; ama biz gölgelere inanıyoruz. İzlediğimiz bir kaos-kozmos oyunudur; düzeni bozup sonra da despotik bir düzene mecbur bırakma oyunu. Despotun kendi mutlak düzenini dayatmaya ve pekiştirmeye yarayan ve olup bitenleri tersine çevirdiği bir gölge oyunu. Ve bu gölge oyunu o kadar işe yarıyor ki kadim zamanlardan beri despotlar, tanrı-krallar hep aynı oyunu sahneliyor; kendilerini kozmos ile özdeşleştirmiş ve mutlak bir düzen yaratıcı, yani kozmokratör olarak tanımlamışlar ve yeryüzünün doğal düzenini, çokluğun dansını ise yarattıkları kaosla karalamışlardır.

Her despot bir kaos üreticisidir

Fetihler çağında Batılı fatihler de kendilerini kozmokratör olarak tanımladılar; fethettikleri toprakları ise ucube yaratıkların kol gezdiği bir kaos. Hesiodos da, “önce kaos vardı” demişti ya da kaos olmalı, yoksa nasıl dayatabilirler ki kendi düzenlerini mutlak kozmos olarak. Ve günümüzün despotları da kendilerini bir kozmokratör, düzen kurucu tek seçenek olarak dayatırlarken tanrı-kralı oynamaya kalkışıyorlar. Her despot aynı zamanda bir kaos üreticisidir. Kendi kaosunu üreterek önce kaotik bir ortam yaratacak ve sonra da bu kaosu kozmosa çevirme iddiasında bulunacaktır. Bir “denize düşen yılana sarılır” stratejisi; ve yılana sarılanlar yılanla bir anlaşma yapmak zorunda: Varlıklarını yılana satacak ve sadece gölgeleri kalacak yeryüzünde. Ve iktidar gölgelerden bir hayal perdesi kurduğunda, varlıklarını unutanlar kendi gölgelerini ve gölgelerini oynatan despotu hayranlıkla seyredecek.

                                                             Cins-Guernika

Mutlaka kaos olmalı, yoksa despot var olamaz. Farklı etnik, dinsel ve cinsel toplulukların kendi aralarında kurdukları yatay ve barışçıl ilişkiler bozulmadan despot ortaya çıkamaz. O halde önce arabozucu olarak kendisini çokluğun arasına sokmalı. Tüm yatay ilişkileri bozup dolayımlayacak, dolayımladıkça bir zamanlar huzur içinde yaşayan çokluğun sınır bölgelerinde çatışmalı bir ortam yaratacak ve sonra da bu çatışmalı, kaotik ortama “ancak ben barış getirebilirim” diyen bir arabulucu rolüne kalkışacaktır. Ve icat ettiği “politik dil”, George Orwell’in dediği gibi, “yalanları gerçek, cinayetleri saygın gibi göstermek üzere tasarlanmıştır”. Çokluğun birlikte yaşama alışkanlıklarını, pratiklerini parçalayan ve çokluğun temas noktalarına patlayıcılar döşeyen bir dil. İlişkileri düzenleyen gözenekli çeperler, sınırlar birden, dikenli telli, mayınlı savaş alanına dönüşür. Eski bir numara ama hep işe yarıyor. Despot, farklı olanların kendi aralarında kurdukları yatay, dayanışmacı ilişkileri koparıp varlıklarına el koymuş ve gölgelerinden bir hayal perdesi kurmuştur. Gözlerimize inen perdeye yansıyan bu gölgelerdir. Despot mevcudiyetini bu gölge oyununa borçlu. Ama yine de perdenin arkasında kımıl kımıl kaynaşan farklılık kümeleri, gerçek varlıklar vardır; mevcudiyetlerini, kudretlerini iliklerine dek hissedenler.

Var olmayı arzulayanlar

Gölgelerin, varlığı ele geçirdiği despotik bir düzende perdenin arkasında ete kemiğe bürünmeyi ve yaşadığı oluşlarla varlık düzeyinde başkalaşım geçirmeyi özleyenler vardır. Ve kendilerini hayal perdesinde bir gölgeye dönüştüren despota rağmen kudretlerini arzulayanlar. Var olmayı arzulayanlar, despotun iptal ettiği varlıklarını ve kudretlerini yeniden ele geçirmek isteyecek ve Herman Melville’in “Katip Bartleby”sinin formülünü benimseyeceklerdir: “Yapmamayı tercih ederim”; “gölge oyununa katılmak istemiyorum” ve “‘hayır!’ diyorum”. Dolayısıyla “hayır” demek, ahlaki bir tavır değil, aksine varoluşsal ve etik bir tavırdır. Çünkü ahlak bizim ne yapıp yapmayacağımıza karar veren aşkın bir iktidarın meselesidir. Etik ise bir bedenin nelere muktedir olabileceğini, kendi kudretini kullanarak keşfedeceği içkin bir varoluş meselesi. Kederli gölgelerden çıkıp kudretli varlıklara dönüşme süreci. Şimdi mezarlıklarda dolaşan kederli gölgeler gibiyiz. Kulaklarımda Leonard Cohen’in “Partisan”ı: “Rüzgâr, rüzgâr esiyor/rüzgâr esiyor mezarların arasından/özgürlük yakında gelecek/sonra biz çıkacağız gölgelerden.” Ya da biz çıkacağız gölgelerden ve özgürlük gelecek.(Birgün)