İnsan Hakları / Eğitim

Sevilay Çelenk: “Hikaye, hayatın rastlantısallığına karşı bir direniştir”

12 Şubat 2017
Haber: Kaos GL

Sokak Akademisi’nin bugünkü dersi Doç. Dr. Sevilay Çelenk’indi. Çelenk, hikayelerle direnmeyi anlattı.

Fotoğraf: Kaos GL

Ankara, “KHK’larla ihraç edilen hocalarımızı dinlememize engel olamazsınız” diyor. Mesleğinden ihraç edilen akademisyenler, öğrencileriyle sokakta bir araya gelerek ders yapmaya devam ediyor.

Sokak Akademisi’nin bu haftaki dersi Ankara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden ihraç edilen Doç. Dr. Sevilay Çelenk’indi. Çelenk hikayelerle direnmeyi anlattı. Sokağın beşinci dersi,  Seğmenler Parkı’nın amfisinde gerçekleşti.

Mit ve söylencelerden söz eden Çelenk, derse tüm toplumların ortak anlatılarının olmasının tesadüf olmayışını anlatmakla başladı:

“Mitlerin ve söylencelerin tüm toplumlarda başka biçimlerle ortaya çıkması tesadüfi değildir. Hikayenin değişik olması toplumların hikayeyi kurduğu yerle ilişkilidir. Bazı toplumlar hikayelerini bir yalnızlık üzerine, düşman üzerine, kuşatılmışlık üzerine kurarlar. Sırtlarını dönseler herkes onlara saldıracaktır. İçlerinde “az” olan bir gruba fırsat verseler, o grup onları parçalayacaktır. Ve hikaye böyle olunca, uzaklaşmak kolay olmaz çünkü çağdaş anlatılar da kendini hamasetten, korkudan ve felaketten kurar. Toplumlara bakarak; sorunları nasıl anlattıklarını ve hikayeleştirdiklerini, kendilerini hangi konuma koyduklarına bakarak gelişip gelişmediklerini görebiliriz.”

Fotoğraf: Gazete Şûjin

“Hikaye anlatmak, hayatın rastlantısallığına karşı çıkmaktır”

Çelenk, mitlerin ardından romanlardan ve bitmeyen çırpınışlardan bahsetti:

“Tabi anlatı dediğimiz şey mit ve söylencelerle bitmez. Anlatıların en büyük meyvelerinden biri romandır. 17. yüzyılda yazılan Don Kişot bize, o mitlerin söylencelerin kollarından sıyrılma çırpınışlarını ama modern dünyaya da ayak uyduramayışını gösterir mesela. 18. yüzyılın başına geldiğimizde Robinson Crusoe’da şövalyeler yoktur artık. Dünya derdinden dönüp biraz da kendi dertleriyle yüzleşen bir anlatıyla karşılaşırız. 19. yüzyıl ile birlikte artık evrensel tufanları tamamen bitirmiş ve iç fırtınaları konu alan yazınları görürüz. 19. yüzyılın sonunda artık  gerek Madam Bovary gerek Anna Karenina bize karakterlerin ne büsbütün iyi ne büsbütün kötü olduğunu gösterir.”

Direnmenin anlatıyla bir ilgisi olduğuna dikkat çeken Çelenk, her türlü hikayenin bir direniş biçimi olduğuna dikkat çekti:

“Ben derslerimde anlatılardan söz ederken hep bunu söyledim, insan çırpınışlarını anlatıya çevirir. Bütün bu mitlerde, söylencelerde, hikayelerde ve romanlarda bu çırpınışı görürüz. Bugün de aynıdır. Her türlü hikaye bir direniştir. Bir çocuk masalla direnmeyi öğrenir. Hayatın rastlantısallığına ve korkulara direnir. Hikaye anlatmak, hayatın rastlantısallığına karşı çıkmaktır.”

Yoğun katılımlı ders Çelenk’in “ormanda çıkan iki yolda” kimseyi ezmemeye yaptığı vurguyla sona erdi.