İnsan Hakları

“Askeri casusluk”tan yargılanan trans kadın tazminat davası açtı

Pazartesi, 6 Şubat 2017

“İzmir Askeri Casusluk Soruşturması” kapsamında 615 gün tutuklu kalan, “suç işlemediği sabit olduğu için” beraat eden trans kadın tazminat davası açtı. Avukatı Kerem Dikmen, müvekkilinin bir kumpasın mağduru olduğunu hatırlatarak temel insan haklarının ihlal edildiğini vurguladı.

Kamuoyunda “İzmir Askeri Casusluk Soruşturması” olarak bilinen soruşturma kapsamında tutuklanan trans kadın S.K., haksız olarak tutuklanması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının karşılanması için tazminat davası açtı.

İlk duruşması bugün Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya, haksız yere tutuklanan trans kadın S.K. ve avukatı Kerem Dikmen katıldı. Dava, bilirkişi incelemesi ve S.K.’nın gözaltında ve tutuklu kaldığı sürenin tespiti için 27 Nisan’a ertelendi.

Tüm sanıklar beraat etmişti

“İzmir Askeri Casusluk Soruşturması” olarak bilinen gizli bilgi ve belge bulundurma davasında toplam 356 sanık yargılandı. Aralarında trans kadınların da bulunduğu tüm sanıklar beraat etti.

Bu davada tutuklanıp iki yıla yakın cezaevinde kalan S.K., Avukatı Kerem Dikmen aracılığıyla hazine aleyhine haksız olarak tutuklanması nedeni ile uğramış olduğu maddi zararlarına karşılık olarak 24.409,10 TL ve kendisinin giderilmesi mümkün olmayan ancak azaltılması amaçlanan manevi zararlarına karşılık olarak 500.000,00 tazminat davası açtı.

“Soruşturma sahte delillerle başlamıştı”

Avukat Kerem, mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde müvekkilinin haksız yere tutuklandığını belirterek şöyle dedi:

“Müvekkilin tutuklanmasına neden olan soruşturma, FETÖ/PDY tarafından sahte dijital delillerle başlatılan, herkesçe bilinen ve kamuoyunda İzmir Askeri Casusluk Soruşturması olarak bilinen soruşturmadır. Nitekim soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame ile kovuşturma aşamasına geçilmiştir.

“Müvekkilin tahliyesine dönük talepler aşamaların tümünde reddedilmiş, yapılan itirazlar ise kabul edilmemiştir.

“Dosyanın celbi ile anlaşılacağı üzere iddialar mantık ve akılla bağdaşmamaktadır. Müvekkilin, bir avukat ya da yargıcın anlama ve bilme olanağı dahi bulunmayan teknik bilgileri de içerir askeri bilgileri temin ettiği, aralarında Arsuz Askeri Kampı gibi askeri mahallere rahatça girip çıktığı, Türkiye'nin birçok yerinde görevini ifa eden TSK mensupları ile yakın ilişkiye girerek onlar hakkında fişleme yaptığı gibi, ortalama bir kişinin makul bulmasını beklemenin mümkün olmayacağı, bu haliyle “hayatın olağan akışına” aykırılığı basit bir gözlemle anlaşılabilecek isnatlarla müvekkil tutuklanmıştır.

“Müvekkilin evinde ölçüsüz arama yapılmış, arama sırasında kendisinde bulunan dijital materyallere de el konulmuştur.”

“Temel haklar ihlal edildi”

Dikmen dilekçede müvekkilinin suç işlememesi sabit olduğu için beraat ettiğini de hatırlatarak şöyle devam etti:

“Özetlemek gerekirse, arama kararlarının yönetmelik, yasalara aykırı olduğu gibi anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile de güvence altına alınan haklar ihlal edilmek suretiyle usulsüz yapıldığı, soruşturmanın ana kaynağı olan ve örgüt lideri olduğu iddia edilen kişinin evinde bulunan hard disc'in sahte şekilde imal edilerek adı geçenin evine yerleştirildiği, arama sırasında yapılan kamera çekiminin bahsi geçen hard discin bulunduğu anları içermediği ve benzeri birçok nedenle delillerin usulsüz toplandığı izah edilmiştir.

“Üstelik FETÖ/PDY mensupları tarafından yürütüldüğü, iddianameye dönüştürüldüğü ve sürdürüldüğü anlaşılan bu yargılamaya kaynak delillerin de bizzat FETÖ/PDY tarafından üretildiği ve olay yerine konulduğu anlaşılmıştır. Ve bu soruşturmayı yürüten kolluk görevlileri hakkında yargılama devam etmektedir. Soruşturmayı yürütenler tutukludur, soruşturma savcıları tutukludur, kovuşturma hakimleri de tutukludur.

“Kısacası müvekkil bir kumpasın mağduru olmuştur. Üstelik sahte delillerle ve bilinçli usulsüz aramalarla soruşturmayı yürüten görevlilerin hazırladığı fezlekeler, akla ziyan ithamlarla müvekkilin aylarını kapalı bir yerde geçirmesine neden olan bir yargılamayı başlatmıştır. İşin acı yanı ise soruşturmayı yürüten polislerin de, iddianameyi hazırlayan savcının da, duruşma savcısının da, yargılamayı yapan heyetin de ve nihayet en baştan beri müvekkil sanığın ve müdafii sıfatıyla şahsımın bildiği bu gerçekliğin ortadan kaldırılması ancak başka dinamiklerin etkisi ile mümkün olabilmiştir.

“Sonuç, müvekkilin 615 gününü hukuka, vicdana ve nihayet anayasaya aykırı biçimde özgürlüğünden mahrum olması olmuştur.”