İnsan Hakları / Nefret Suçları

Nefret söylemi ifade özgürlüğü olamaz!

Pazartesi, 30 Ocak 2017

Kaos GL Hukuk Danışmanı Hayriye Kara Kıbrıs’taki konuşmasında, LGBTİ’lerin mücadelesinin mahkeme salonlarını etkilediğini ifade etti.

Kuir Kıbrıs Derneği’nin “#27Ocakda #nedeğişdi” sosyal medya etkinliği, 27 Ocak Cuma günü düzenlenen “Nefret da Değişir” paneli ile sona erdi. Panelde Kaos GL Hukuk Danışmanı Hayriye Kara, geleneksel medya ve sosyal medyada LGBTİ’leri hedefleyen nefret söylemi ve bu söyleme karşı yürütülen hukuki mücadele üzerine konuştu.

“Nefret suçları yasası gerekiyor”

Hayriye Kara, konuşmasına Kaos GL’nin 2005 yılında Türkiye’de kurulan ilk LGBTİ derneği olduğunu ve hukuk medya, akademi, mülteci hakları gibi farklı konularda çalışmalar yürüttüğünü anlatarak başladı. Kıbrıs’tan farklı olarak Türkiye’de LGBTİ’lerin lehine bir yasanın olmadığını ancak askerlik mevzuatı dışında LGBTİ’leri doğrudan kriminalize eden bir yasanın da bulunmadığını ifade etti.

Kara, nefret suçunun tanımını yaparak bu suçun uluslararası hukukta nasıl düzenlendiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin nefret suçunu nasıl değerlendirdiğini ve nefret suçları konusunda neden ayrı bir düzenleyeme ihtiyaç duyulduğunu anlattı. Avukat Kara, nefret suçunun oluşabilmesi için failin önyargı saiki ile hareket etmesi ve bu suçun ceza kanunda tanımlanması gerektiğini belirtti. Nefret suçunun yalnızca bir kişiye karşı işlenmediğini, söz konusu suçun o kişinin ait olduğu gruba karşı bir gözdağı olduğunu hatırlatan Kara, ön yargı suçlarının, adli suçlardan farklı bir yerde olduğunu bu sebeple ayrı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ekledi.

Kara, nefret suçları davalarında “nefret suçu yasası olmadığı için soruşturma ve kovuşturma aşamasında nefret saiki aranmıyor” diyerek dava dosyalarını takip eden avukatların, önyargı saikiyle işlenen suçların karara girmesini sağlamalarının öneminden bahsetti. Bu konuda Roşin Çiçek davası örneğinden bahseden Kara, “Roşin Çiçek davasının gerekçeli kararında kişinin farklı cinsel eğilimleri nedeniyle yaşam hakkının elinden alınmasının hiçbir koşulda mümkün olmadığı ve bu durumun önyargı saikiyle işlenen suç kapsamına girdiğini” söyledi. Kara, Roşin Çiçek dava kararından devam ederek, “ maktulün sanıklara yönelik haksızlık fiili içeren herhangi bir eylemi olmaksızın sadece cinsel eğilimlerinden ve ailenin maktulün bu eylemi nedeniyle toplum içerisinde yaşadığı rahatsızlığından kaynaklanan bir gerekçe ile öldürülmüş olması” durumunun mahkeme tarafından kabul edilemez bulunmasının önemine dikkat çekti.

“LGBTİ’ler adalete erişimde ayrımcılık yaşıyorlar”

Bir diğer sorunun lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ)adalete inancının kalmaması olduğunu ifade eden Kara, bir suç karşısında mağduriyet yaşayan LGBTİ’lerin, ayrımcılığa maruz kalmaktan çekinerek ya da ifşa olmaktan korkarak hukuki haklarına erişemediğini hatırlattı. Kara, “toplumsal cinsiyet eşitliğini koruyan yasaların varlığı da yeterli olmuyor, hukuk uygulayıcılarının eğitimi ile onların da önyargılarına göre değil meslek etiklerine göre karar vermeyi öğrenmeleri gerekiyor” diyerek uygulamadaki soruna dikkat çekti.

“İktidarın ötekileştiren dili toplumu nefretle dolduruyor”

“Muhafazakâr bir partiyiz, LGBTİ’ler için bir şey yapamayız demek, toplumdaki ayrışmayı arttırıyor” diyen Kara, hukuki düzenlemelerin yanı sıra, iktidarın dilinin de değişmesi gerektiğini belirtti. İktidarın “eşcinsellik hastalıktır” açıklamasının toplumsal yaşamda LGBTİ’lerin daha fazla ayrımcılık yaşamasına ve nefret suçlarından mağdur edilmesine sebep olacağını ifade eden Kara, nefret suçlarının medyadaki tezahürüne de değindi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Vejdeland kararını hatırlatan Kara, “doğrudan nefret çağrısı yapmasa bile, ayrımcılığı meşrulaştıran, keskinleştiren söylemler ifade özgürlüğü sayılamaz” diyerek, Türkiye’de ve Kıbrıs’ta medya üzerinden gerçekleşen nefret söyleminin, ifade özgürlüğü olamayacağını ifade etti.

Türkiye’de ne değişti?

Türkiye’de 1990’lı yılların mahkeme kararları ile günümüzün kararları arasındaki farkların, önemli gelişmeler olarak ele alan Kara, bu değişimin LGBTİ’lerin verdiği mücadele sayesinde olduğunu, sokakta mücadelenin mahkeme salonlarını etkilediğini ekledi.

Konuşmasını, toplum buna hazır değil söyleminin imkânsızlığına değinerek bitiren Kara, “Toplum heterojendir. LGBTİ’ler de bu toplumun içindedir ve aslında bu söylem egemen olan görünür olmamızı istemiyor anlamına gelir. Bu argüman geçersizdir” ifadelerini kullandı.

Kuir Kıbrıs Derneği'nin çalışmalarına ulaşmak için burayı ziyaret edebilirsiniz.