Gökkuşağı Forumu

Heteroseksizm çok da fifi hatunlar (mı?)

Cuma, 11 Kasım 2016

Pazartesi akşamı bir stand up gösterisine gittim, Bant Mag. Havuz’da. Bu buhranlı, evha bürümüş yüreklerimizi biraz ısıtmak, ülke gündeminden, olaylardan, haberlerden kasım kasım kasılmış yüz kaslarımızı gevşetmeye birebir olacağını düşündüğümden bir de bir tevazu sonucu ya da yan rol olarak değil bilhassa sahneyi ele geçirecek bir grup kadının stand up yapacağına kulak kesilince, dedim ki; bu etkinliği kaçırmak olmaz. Yine birtakım natrans hetero erkeğin gasp ettiği sahneleri, klişeleri, güldürme eylemini kadınların “tek adamlık”, “en iyisi benim” bilmişliğine soyunmadan kolektif bir çalışma ürünüyle çıkaracağı performans beni içten içe heyecanlandırmaya yetiyordu.

Stand up gösterisi yapacak grubun adı: Çok Da Fifi Hatunlar. Adından da anlaşılacağı üzere kendilerini darlayan, kalıplara sokan yargı ve normlara nanik yapan bir grup kadın olduğu göze çarpıyor. Stand up alanının birtakım erkeklerce ele geçirilmesi, onların cinsiyetçi küfür ve güya esprilerinin hegemonyasıyla örülmesine kafaları atık. Onlar da 7 kişi olarak, teker teker çıkarak sahneye, yaklaşık 15 dakikalık performanslarla alıyorlar mikrofonu ellerine ve döktürüyorlar!

Buraya kadar her şey güzel, performansçılar arasında sahne hayatından uzak olmayanlar, zaten oyunculuk yaparak para kazananlar, blog yazanlar, başka memleketlerde halihazırda stand-up yapmış olanlar, daha öğrenci olanlar var da var… Yani kendilerinin de dediği gibi, hepsi birbirinden farklı, “gökkuşağının 7 rengi gibiler”[1]. Grup, Aslı Akbay, Buse Sinem İren Meltem Parlak, Hande Yögen, Şirincan Çakıroğlu, Deniz Özturhan ve Leyla İrem İncegül’den oluşuyor. BKM’nin Açık Mikrofon etkinliğiyle biraraya geliyorlar ve sonra olaylar gelişiyor. Ardından başlasın turneler!

Düşünüp duruyorum, Cem Yılmaz, Ata Demirer vs dışında kim akla geliyor stand up deyince? Bu kulvarda Demet Evgar, Gülse Birsel isimlerinin zikredildiğini duyuyorum ama bu kişiler öncelikle oyuncu ve başarılı komedyenler. Stand up başka bir kulvar. Tiyatro desen tiyatro değil ya da skeç de değil. Gününün 1.5 saatinde seni koltuğa çivileyip kasıklarından yüz kaslarına seni gülmekten kasıp gevşeten, beynine mutluluk hormonu yüklemesini, seni herhangi bir kimyasalla yüz göz etmeden yapan birinden bahsediyorum! Güldürerek para kazanan birinden! Bununla övünen erkek stand up’çılar dolu var memlekette! Üstelik en heteroseksistinden şöyle kelamlara da aşina değil miyiz? “Kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanırlar.” Güldürme eylemi, kişideki zeka belirtisini kanıtlamakla da kalmaz hegemonik erkekliğin çimentosunu yapar, çatısını diker adeta. Kadınlar içinse tam tersi durumların yaşanmasına şahit olmuşuzdur. Komik “olabilen” kadınlar ya güzel olmaz, hep dış görünüşü üzerinden tanımlanır, şişmandır onlar, çirkindirler, hafif olarak görülürler[2].

İşte bunun yapısını bozacak, bu eylemi ve işi cinsiyetten azade hale getirecek eylemlere boynumuz kıldan ince, severiz. Umudumuz özellikle kadın, kadınlık ve kadınsılık üzerinden yürüyen ayrımcılık biçimlerine ve söylemlere şahit olmamak. Cinsiyetçiliğe, homo/bi/transfobiye toslamamak. Bazı erkeklerin dilinden düşmeyen streotip kadınlık ve erkeklik normlarını meşru göstermek değil bunlarla dalga geçerek sahnede bu inşaları, belinde hulahop çevirir gibi çevirip ters yüz etmesi tahayyülümüz. Ben en azından bu düşleri sırtlanıp gitmiştim. Tabii ki kadınlardan oluşan bir stand up grubunun varlığını bilmek çok heyecan vericiydi ama gerçekten bu yeterli miydi?

Grubun enerjisi güzel, her biri tatlı insanlar, varolsunlar. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ana meseleleri. Yürüyün kim tutar sizi! Ama ortak bir dertleri var ki, içimdeki var olma eğilimini gösterecek Femihat’ı[3] zor tuttum vallahi: Çoğunun yaşının 30’u geçmesi ve hâlâ evlenememiş olmaları ya da erkeklerle istediği gibi flört edememeleri. “Tüm” kadınların, özellikle toplum nezdince yaşını başını almış görünenlerin hayattaki en aşılmaz derdi buymuş, bunu da gerçekleştirdi mi tüm hayallerini mümkün kılmış, hayatını en mükemmel şekilde planlamış, “tam” kadınlık mertebesine erişmiş gibi gösteren klişe replik ve streotip karakterlere kalça savurucu nitelikteki monolog ve diyaloglara amenna, bu normlarla dalga geçerek normatif kadınlıktan kendine başka çıkış bulamamış, bunu performe ederek toplum içinde kendini sağlama almış, kadın-erkek ikililiğinde sıkışıp kalmış nice insana, bizlere pekala ayna tutar. Buna lafım yok, yapılsın, daha da yapılsın. Malzeme çok nasıl olsa. Ama sahneye çıkan neredeyse her kadının, kelimeleriyle seyirciyi derdine ortak ettiği konu sürekli “evlilik”, “doğru erkeği bulamama”, “erkeklerin anlaşılmaz olması” gibi mevzular olunca, ne yalan söyleyeyim, eleştirilen şey aslında sahiplenilen, kabul edilen şeymiş gibi görünüyor. Kadınlar ve kadın olarak atanan nice transın üstüne yapışmış toplumsal cinsiyet rollerini sahnede eleştiri konusu yapmak, bu rolleri meşru göstererek buradan bir mizah çıkarmaya alışkın olan ve bunu yadırgamayan Türkiye toplumunda kolay bir iş değil, farkındayım. Ama neredeyse 5 kişinin de kadın-erkek ilişkisi üzerine laflar çevirdiği ve hemen hemen hepsinin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve bu temelli adaletsizliğe dikkat çekmeye çalışmasına rağmen bu iki cinsiyet kategorisini genelleyici ve determinist bir bakış açısıyla kıyaslama yanlışlığına düştüğü konuşmalarına karşı oturduğum yerden sesli konuşasım geldi. Orada konuşamadım, ben de yazıya dökeyim istedim. Niyetim ne hor görmek ne de madilemek. Aksine düşünceler paylaştıkça güzel, daha nice fark yaratıcı fikirlere gebe yollar açar bence.

Siz her kadın-erkek ilişkisine değindiğiniz anda, her “doğru” erkekten umudunuzu kestiğinizi, erkeklerle doğru düzgün flört edemediğinizi söylediğiniz anda şunu diyesim geldi: “Uzaklarda arama! Bak bir kadın var yanında.” Neden kadınlar sadece kız kardeşiniz, bacınız oluyor? Heteroseksüel olmamak bir tercih mi yönelim mi tartışmalarını kaldırıp rafa, kendi heteroseksüelliğinizi sorgulamaya davet ediyorum sizi ve sormak istiyorum “Heteroseksüel olduğunuzu ne zaman fark ettiniz?” İsmi sebebiyle erkeklerle ilişkilenmelere 1-0 yenik başladığını belirten sevgili Şirincan, etrafı bir sürü erkekle dolu olduğu için şanslı olduğunu düşündüğünüz Şirinler köyündeki Şirine’yi neden heteroseksüel olarak atadınız ki? Şirine’nin çevresi erkeklerle dolu olan bir köyde gönlünün ne Şirin Baba’da, ne de Çalışkan Şirin’de olmayabileceğini, başka bir köyde ya da masallar diyarında var olan başka bir kadında gönlü olabileceğini neden düşünemiyoruz? İsmini çok tatlı bulup ya da aile tarafından verilmiş bu isme o kadar çok takmayıp size ilgi duyabilecek kadınları ve transları neden yerle yeksan ettiniz boş yere? Kadınları seven kadınların, kadınlarla sevişen kadınların, birbiriyle sevişen “ucube” bedenlerin varlığı ürkütüyor mu bizi/sizi? Tahayyül edemememiz bundan mı? Yoksa böyle bir deneyim yaşanmadığı, böyle bir hazzın benliğimizde var olabileceğini düşünmediğimizden mi bu kadar görmezlikten gelme, aaa şekerim yoksa toplum buna hazır değil mi diyeceksiniz?

Oysa egemen dili ve anlayışı alt üst etmek değil mi hedefimiz? Bedenimiz, soluğumuzla bile erkek egemen anlayışı gülünçleştirmek üzere sahnede var olmuş oluyor. O egemen dili, hiyerarşi ve iktidardan beslenen söylemleri tekrar üretmeden bizleri toplumsal yasalarıyla zapturapt altına almaya çalışan sisteme dayanışmamızla, kolektif gücümüzle, kahkahalarımızla haddini bildirmek mümkün. Ama belirli bir yaştan sonra kadınların tek derdinin evlenememek, kendilerine uygun bir “beyaz atlı prens” bulamamış olmakla bürünülen gerginliğin sürekli sahnelerde mizah malzemesi yapılması kadın olma halini tek tipçiliğe indirmek ve üretilen cinsiyetçiliğe ortak olmak anlamına gelmiyor mu? Gökkuşağın yüzü suyu hürmetine etrafınıza bir bakın, ön sıralarda yakışıklı beyzadeler aramayın da bir kadınlara alıcı gözüyle bakın. Göz göze gelirsiniz belki, bir elektriklenme olur. Transgender’lar da pek güzeldir, aklınızı başınızdan alabilirler o cinsiyet/toplumsal cinsiyetle ilgili bildiğiniz çoğu şeyi allak bullak ederek. Sürekli tekrar edilen, rutin şeyler yerine denemenin, keşfe dalmanın malzemesi daha bol değil mi? Ha niyetim ders vermek, yol göstermek değil, haddim olamaz; haşa. Sadece bir tavsiye, feminist ve heteroseksizm duvarlarını aşmaya direnen azimli bir gönülden, kabul buyurursanız.

Feminist olmak, feminizan bir şeyler yapmak çoğunluğu rahatsız eder. Bize mutluluk olarak vaadedilen şeyleri reddettiğimizi gösteriyor oluruz.[4] Bu reddediş bir isyan, bir mücadele en nihayetinde. Evlilik kurumunu reddetmek gibi, meşruluğu kabul edilen tek eşliliği reddetmek gibi. Tek eşli sürdürülen evlilikle bizlerden beklenen mutluluğu reddetmek gibi. Kadın olarak bizden beklenen rolleri uygulamayı reddetmek gibi. Bunun mizah malzemesi yapılarak, iktidarını kuran inşaları gülünç duruma düşürmek bu kadar politik bir meseleyken neden heteroseksizmi bu inşalardan biri olarak görmüyoruz? Heteroseksizm niye bizi rahatsız etmiyor? “Toplum buna gülüyor, daha fazlasını yadırgar” diye düşünülüyorsa “can sıkıcı” olmanın paha biçilemez olduğu önerisini sunmak isterim. Muhalif olan mizah can sıkmaya çabalar zaten, hiyerarşi ve iktidara meydan okumayı başka bir dille örer. Muhalif mizahın kendisinin direkt bir alternatif sunmadığı erkek egemen ve heteroseksist kurgularla belli olsa da alternatif bir direniş alanının simgelerinden de biridir en nihayetinde. Yani neden rahatsız etmeyelim? Toplumdaki cinsiyetçiliğe, kadınlara yönelik ayrımcılığa laf söyleyip zaten kimi erkeğin ve toplumun keyfini kaçırmaktan o denli zevk alırken heteroseksüellik güzellemesi yapmak ne menem bir şeydir ki?

Toplumun sağ duyusunu ön plana almak, gücünü kültürel normlardan, normatiflikten almak demektir[5]. Bu yüzden ayrımcı söylemler çokça alkış alabilir bazı şovlarda, yadırganmaz. Çünkü norm olan bunlardır. “Çok Da Fifi Hatunlar” da gözlemlediğim heteronormatif kurguların kendini yeniden üretmesiydi. Regl konusuna parmak basılan performansta sadece kadınların (ki aslında bazı kadınların) regl olduğu gerçeğinin kabul edilerek kadın ve erkek olmayı biyolojik bir temele bağlama yanlışlığından tutalım vücudumuzdaki kılın ve tüyün bizi ne kadar kadın yaptığı eleştirisini verirken tam tersinden bu toplumsal cinsiyet temelli normu yeniden üretip her bol kıllı insanı erkek varsayma hatasıyla heteroseksizme de çok fifi demiş olundu. Oysa hayır, heteroseksizm çok da fifi olmamalı. Toplumsal cinsiyet temelli, cinsiyetlendirilmiş şiddet nasıl meselemizse heteroseksizm de meselemiz olmalı. Sahnede yine gülünçleştirilen ve dışlanılan toplumun “öteki” olarak kabul ettikleri olmamalı, egemenin kendisi olmalı.

Kadınlar, seviciler, ibneler, dönmeler sahneleri kuşatsın, sahnenin yapısını bozsun, onu yere indirsin, katılımcı olunan, izlenilen yeri sahneye taşısın! Buna ihtiyacımız var. “Çok Da Fifi Hatunlar” iyi ki var, hep var olsun! Umut oluyor bu oluşumlar. Sadece bilsinler ki onların seyircisi de sadece bir takım erkekler ve heteroseksüeller değil, gökkuşağını oluşturan çeşit çeşit insan.

[1] 7 kişiyiz, gökkuşağı gibi 7 ayrı rengiz

[2] Feminist mizah egemenin dilini alt üst eder       

[3] Femihat, benim ürettiğim bir kelime değil. “Çatlak Zemin” ekibinin bu konudaki kıvrak zekasına sağlık.

[4] Ahmed, Sara, Feminist Killjoys (And Other Willful Subjects)

[5] Halberstam, Jack, Queer Art of Failure

*Bu yazdı ilk olarak Lezbiyen Biseksüel Feministler'de yayınlanmıştır.