İnsan Hakları / Eğitim

Foucault ve Queer

Perşembe, 27 Ekim 2016
Haber: Kaos GL

Türkiye’de eşcinsel hareket bir yaşama sanatı oluşturabildi mi yoksa heteroseksüelliğin düştüğü hataya benzer şekilde kısır bir tekrar etme döngüsüne mi girdi?

Aysun Öner, Kaos GL dergisinin Queer Çalışmaları dosya konulu 149. sayısına yazdı.

Bölüm I: Foucault Ve Queer

Spargo’ya (1999) göre Foucault queer teorinin merkezinde değildir ve ayrıca queer teorininFoucault düşüncesinin hedefinde olduğunu söylemek yanlış olur. Diğer bir deyişle, queer teori yalnızca Foucault düşüncesi üzerine kurulu olmamakla beraber, Foucault eserlerini bir queer kuram yaratma hedefiyle yazmamıştır. Esasen, queer teorinin genel manada postyapısalcılık düşüncesinden beslendiğini söylemek belki de Spargo’nun (1999) queer teorinin orjinini yalnızca Foucault düşüncesine atfetmeye dair eleştirisine başka bir açıklama getirebilir. Beri yandan, metinselci, elit ve politik olarak şüpheli postyapısalcı düşünce (Anderson 1983; Dews 1987; Palmer 1990) içinde özellikle Foucault ve Derrida’nın düşüncesi queer teorininin gelişiminde etkili olmuştur (Namaste, 1994). Foucault ve Derrida’nın izinden giden queer teori kültürel olarak üretilmiş ve dışlanan bir pozisyona itilmiş eşcinsel öznelliğini araştırır ve kültürün sınırlarının içinde ve dışında bu öznelliğin nasıl geliştiğini keşfetmeye çalışır (Namaste, 1999).

Gerek queer kuram, gerekse Foucault düşüncesi ele alındığında, her iki yaklaşımda da, ‘normalleştirici’ ve dolayısıyla dışlayıcı anlayışa karşı bir muhalif tavır görülmektedir. Öte yandan, Foucault düşüncesinin daha ziyade queer teorinin gelişimi için bir katalizör rolü oynadığı söylenebilir (Spargo, 1999). Netice itibariyle, Foucault’nun yapıtları, feminizm eleştirisi ile queer kuramın çokça yararlandığı Butler düşüncesi (Direk, 2012) ve queer teori külliyatını oluşturan pek çok çalışmaya kaynak niteliği taşır.

Queer ve Queer Teori

1990’larda bilinirlik kazanan ‘queer’ kavramı (Eng, Halberstam & Muñoz, 2005) ‘eğri’, ‘yamuk’, ‘yana kaymış’, ‘garip’ ve ‘tuhaf’ benzeri anlamlar içerir (Cömert, 2009; Yardımcı, S. & Güçlü, Ö. D. 2013). Argo’da ‘ibne’ anlamına gelmektedir. Kişideki ‘acayipliği’ vurgulayan bir sıfat niteliği taşıyan bu kelime zaman içinde isim niteliği kazanmıştır. ‘Gey’ kelimesinden farklı olarak bu kelime ‘aşağılayıcı’ bir mana ihtiva eder (Cömert, 2009). Queer bir ‘sıfat’ ve ‘ad’ olarak kullanıldığı gibi bir ‘fiil’ olarak da kullanılır, fakat hangi manada kullanılırsa kullanılsın bu kavram ‘normal’ ve ‘normalleştirme’ye karşıdır (Spargo, 1999). Eng, Halberstam & Muñoz’a (2005) göre queer, devlet gücünün normalleştirici mekanizmaları ile mücadele eder. Yardımcı ve Güçlü’ye (2013) göreyse bu terim, ‘aşağılık, norm dışı ve normun kendisine karşı olan’ı anlatırken, aynı zamanda bu olumsuz manaları yeniden adlandırır.

Aslında ‘queer’in bir hareket ve kuramın adı olarak anılmaya başlaması bir yeniden adlandırma çabasıdır ve Goodman’ın 1969’da yazdığı “The Politics of Being Queer” isimli kitabı da bu türden bir anlamlandırmaya değinir (Yardımcı & Güçlü, 2013). Nasıl ki siyahiler kendilerine yönelik aşağılayıcı manada kullanılan ‘nigger’ kavramını, çağrıştırdığı türlü olumsuz anlamlardan soyutlayıp, ıslah etmiş -diğer bir deyişle daha muhalif bir anlam yüklemiş- ve böylelikle bu kavramı üretenlerin ellerinden silahlarını alıp yine onlara karşı doğrultmuşsa, ‘queer’ kavramı için de benzer bir dönüşüm söz konusudur (Cömert, 2009). Queer’in aşağılayıcı manasından çıkıp muhalif bir manaya kavuşması 80’lerin sonunda batılı toplumlarda gerçekleşmiştir. Tam da eşcinsellere dair önyargılı düşüncelerin değişmeye başladığı bu dönemde AIDS salgını ve bu hastalığın eşcinsellikle ilişkilendirilmesi ile beraber eşcinsellere karşı önyargılar yeniden üretilmiş, eşcinsellerin yok edilmesi amacıyla bu hastalığı tedavi edici yöntemler özellikle gizlenmiş ve nihayetinde pek çok gey AIDS’ten ölmüştür (Cömert, 2009). Bu politikaların eşcinsellere karşı bir ‘soykırım’ olduğunu savlayan ve sağlıkla ilgili politikalar geliştirilmesini talep eden Act-Up ve Queer Nation isimli sokak hareketleri doğdu (Cömert, 2009). Act-Up hareketinin savunusu daha çok AIDS aktivizmi ve asimilasyonun reddine dairken, Queer Nation’un savunusu daha çok ‘homofobi’ ve ‘ön yargı’ ile ilişkiliydi (Spargo, 1999). Bu hareketlerin itkisiyle, cinsel kimliklerin yeterince kapsayıcı olmadığı üzerine yeni tartışmalar gündeme geldi (Cömert, 2009). Böylece “Kadın eşcinselliğini erkeklerinkinden giderek koparıldığı, biseksüelliğin,transeksüelliğin ve diğer cinselliklerin içinde kendine fazla yer bulamadığı bir gey/düzcinsel ayrımının yarattığı parçalanmaya karşı queer bir tür birleştirici üst kimlik olarak önerildi.” (Cömert, 2009). Nihayetinde queer, muhalif bir sıfat, oluş, eylem/hareket ve tüm cinsellikleri kapsayan ‘şemsiye’ bir kavram olarak özetlenebilir.

Yardımcı ve Güçlü’nün (2013) vurguladığı gibi queer kuram ‘LGBT’lere özgü bir kimlik politikası’ yahut ‘cinsiyet ve cinsellik konularıyla iştigal eden metinlerden ibaret’ değildir ve her iki yaklaşım da bizi yanıltacaktır. İlk yaklaşım doğru olmayacaktır, zira queer kimlik politikası yapmaktan ziyade bir ‘kimliksizleşme önerisi’dir (Yardımcı & Güçlü, 2013). İlaveten queer kuramın, norm anlayışını esas alan ikilikler düzenine karşı bir tutumu vardır ve queer kuram cinsiyet/cinsel yönelim kimliklerinin doğal olmadığını, daha ziyade kültürel bir üretim ve iktidar ilişkileriyle yakın ilişki içinde olduğunu iddia eder (Yardımcı & Güçlü, 2013). İkinci yaklaşıma gelirsek, cinsellik, toplumsal cinsiyet ve cinsel arzu ile ilgili entelektüel bilginin toplamı olarak tanımlanabilecek queer kuram (Spargo, 1999) cinsiyet ve cinsellik konularını tek başına değil, bu konuların diğer kimliklerle arasında ilişkiler üzerinden ele almaktadır (Yardımcı & Güçlü, 2013). Queer kuram’ın politik vaadi, cinselliğin yanı sıra ırk, toplumsal cinsiyet, milliyet ve din gibi geniş çaplı ve çoklu sosyal antagonizmler üzerine geniş bir eleştiriye işaret eder (Eng, Halberstam & Muñoz, 2005). Postyapısalcı düşünce ve bu düşünceden beslenen queer kuram, yapısalcı bir anlayış taşıyan ‘cinsellik çalışmaları’na, cinsel kimlikleri genelleştirici yaklaşımları üzerinden bir eleştiri getirir (Namaste, 1999).

Foucault Düşüncesinde Temel Tartışmalar

Psikanalizve Foucault Düşüncesi

Foucault’ya (2015: 43) göre son yüzyıllar boyunca cinsellikten daha fazla söz edilirken cinselliğe dair kısıtlamalar da artmıştır. Bilimsel söylem Freud’a dek cinselliği gizlemeye hizmet etmiş, cinselliğin kendisinden söz etmek yerine onu, ‘patolojik bozukluk’ gibi abartılı hususlar üzerinden ele almıştır (Foucault, 2015, 43). Foucault’a göre psikoloji biliminin kullandığı yöntem olan ve 18. yy’ın ardından modernizmle beraber gelişen psikanaliz, günah çıkarma biçimlerinin son adımıdır (Spargo, 1999). Foucault psikanalistlerin belirli güç ilişkilerinin devamını sağlamak için kültürel bilgi üretimini nasıl yaptıklarını araştırır (Foucault, 2015).

Eşcinselliğin İnşası ve Foucault Düşüncesi

Foucault’a göre ‘eşcinsellik’ kategorisi keşfedilmiş değil, inşa edilmiş bir kategoridir (Spargo, 1999). Pek çok tarihçi 20. yy.’daki eşcinsel kimliği ve davranışları ile önceki dönemlerdeki eşcinsel kimliği ve davranışları arasında bağlantılar bulmaya çalışırken, Foucault eşcinsel kategorisinin1870’lerdeki özel bir kontekste doğduğunu iddia eder (Spargo, 1999).

Foucault eşcinselliğin kökenine dair emprik sorular sormaz ve sosyolojik yahut biyolojik bir kaynağı olup olmadığını sorgulamaz (Halperin, 1997). Zira Foucault (2014) Kant’ın Aydınlanma ile ilgili ‘Tarihin belli bir anında biz neyiz?’ sorusu ve Nietzsche ‘sorunların en belirgin olanı şimdiki zamanda ne olduğumuz’ çıkarımı ışığında “Bugünkü hedef belki de ne olduğumuzu keşfetmek değil, olduğumuz şeyi reddetmektir” der. Halperin’e (1997) göre Foucault daha ziyade eşcinselliğin ve diğer cinselliklerin kurumsal ve tartışmalı oluşumunu mümkün kılan durumların tarihini yazmaya çalışmıştır.

Soybilim ve Foucault Düşüncesi

Foucault’nun anahtar terimi olarak adlandırılabilecek bu kavram Nietzsche düşüncesinden filizlenir (Spargo, 1999). Foucault’yu yorumlayanlara göre ‘soybilim’ düşüncesi onun düşüncesinin Nietzsche düşüncesi ile bağlantısını gösterir (Gutting, 2010).“Ben yalnızca Nietzsche yanlısıyım” demiştir. Bu sözle Foucault Nietzsche beğendiği bir yazar olduğu için onun düşüncesini kullandığını, Nietzsche’nin eserlerinden faydalanmanın, onların formuyla oynamanın, ‘inleyip protesto etmesini sağlamanın’ Nietzsche’nin eserlerine bir övgü niteliğinde olduğunu savunur[1] (Gutting, 2010). Çeşitlilik, dağılma, başlangıç ve yolunda gitmeyen durumların rastlantısallıklarını esas alan Nietzsche’nin soybilim kavramı, tarihsel sürekliliğin inşası gibi bir gaye taşımaz ve temel olarak olayları tekillikleri bağlamında yeniden inşa etmeye çalışır (Revel, 2012). Bu açıklama Nietzsche’nin 1971 yılında yazdığı eserinde soybilime dair geçen şu ifadede açıkça belirtilmektedir: “her tekdüze amaçlılığın dışındaki olayların tekilliği” (Nietzsche’den aktaran Revel, 2012). Nietzsche düşüncesinden etkilenen Foucault’nun ‘soybilim’ yaklaşımı devamlılık yahut lineer bir ilerleyişten ziyade daha yerel, ilişkisel ve sürekli olmayan üzerine yoğunlaşır (Spargo, 1999). Soybilim geçmişteki tekil hadiselerin izini sürmekle birlikte olayların nasıl mümkün olageldiğini bugün anlayabilmek adına soru sorar (Revel, 2012). Soybilim aslında tam bir karşı bilimdir ve pozitif bilimlerin kullandığı yöntemlere başvurmaz (Foucault, 1977). Butler’a göre soybilim-Foucault’daki (1999) soybilim düşüncesinden farklı olarak- yanlış genel olguların kurulum ve operasyonunun izinden gitmeye işaret eder (aktaranSpargo, 1999). Foucault kendinden sonra gelen yazarların Foucault düşüncesi üzerine yazmaktansa kendi ürettikleri yeni bir soybilim üzerine yazmalarının daha faydalı olacağını belirtmiştir (Halperin, 1997, Not:7).

Güç ve Foucault Düşüncesi

Foucault’nun tüm çalışmalarında güç, bir kişi yahut sınıfa atfedilmiş bir özellikten öte karmaşık bir ilişkiler bütünü ifade eder (Spargo, 1999). Foucault’cu teoride güç, ilişkileri tarihsel olarak belirlenmiş materyal bir pratik olan söylem tarafından oluşturulur (Spargo, 1999). Güç, normları inşa eder, mevcut cinsellik anlayışının normatifliği cinsellik normunu oluşturur ve heteroseksüellikle özdeşleşen bu norm anormal pratik ve arzulara karşı olarak tanımlanmıştır (Spargo, 1999). Seksüalite bağlamında Foucault’nun yapmaya çalıştığı temel olarak soybilim bakış açısı üzerinden ahlak dışı, diğer bir deyişle norm dışı adledilen pratik ve kültürleri tanımlamak, diğer yandan da normatif olanı ve normalleştirme süreçlerini anlamaktır (Spargo, 1999).

Foucault (2015) güç ilişkilerinin cinsellik temelinde farklı tarihsel dönemlerde bilginin üretimi üzerinden nasıl olageldiğini sorgulamıştır. Foucault’ya göre kilise ve yasalar 18. yy’da cinselliği düzenliyordu. Modernizmle beraberse sosyal normların içselleştirilmesinde rol oynayan yeni yönetimsel teknikler geldi, 18. yy’da kiliselerdeki günah çıkarma biçimleri yerini psikanaliz gibi modern günah çıkarma biçimlerine bıraktı (Foucault, 2015).

Queer külliyatının temel aldığı yaklaşımları (böylesi nihai bir hedef gütmeden) geliştiren Foucault (2014) çalışmalarının ana temasının ‘özne’ olduğunu belirtir. Bu bağlamda yazının devam eden bölümünde Foucault düşüncesindeki ‘özne’ kavramı üzerinden bir tartışma yürütecek ve ‘Foucault için neden ‘özne’ bu denli can alıcı bir noktada duruyor?’ sorusunun yanıtını arayacağım.

Bölüm II: Foucault Düşüncesinde Özne Kavramı, Bu Kavram Etrafındaki Tartışmalar Ve Queer

2.1. Özne ve İktidar

Foucault (2014), araştırmalarının sanıldığı gibi iktidar analizi yapmak gibi temel bir kaygı taşımadığını belirtir ve “Tam tersine amacım insanların, bizim kültürümüzde, özneye dönüştürülme kiplerinin bir tarihini oluşturmaktı.” diye ekler. Foucault’a (2014) göre, “Özne sözcüğünün iki anlamı vardır: Denetim ve bağımlılık yoluyla başkasına tabi olan özne ve vicdan ya da özbilgi yoluyla kendi kimliğine bağlanmış olan özne.”. Decartes ve Sartre’ınki gibi, Foucault’nun özne düşüncesini önceleyen öteki özne felsefelerinin tersine Foucault’nun felsefesinin temel ilkesi, tarihsel bir bütünlük içinde öznenin varoluşunu izah eden bir analize varmaktır (Revel, 2012). Foucault düşüncesinde “öznenin bir doğuşa, bir oluşuma, bir tarihe sahip olduğu ve ilk temel olmadığı doğrulaması” yer almaktadır (Revel, 2012). Düşünüre göre özne, kuruluşu psikolojik kimlik temelli olmaktan çok iktidar, yahut bilme veyahut kendilik teknikleri yoluyla olabilen deneyimler içinde meydana gelir (Revel, 2012)

Foucault (2014)öznenin nesneleştirilmesi bağlamında yapıtlarının 3 ayrı nesneleştirme kipi [2]üzerinde durduğunu belirtir. Bunlar şöyledir: 1) kendi disiplinlerini bilimsel statüsüne eriştirmeye çalışan araştırma kipleri. Bu kategori için misal olarak filoloji ve dilbilim alanlarında konuşan öznenin, refah ve ekonomi çalışmalarında çalışan öznenin yahut biyolojide salt yaşıyor olma duygusunun nesnelleştirilmesini örnek olarak verilir. 2) Deli/hasta ve sağlıklı ve suçlu ve iyi çocuklar örneklerinde olduğu gibi öznenin bölünmüş ya da başkalarından bölünmüş olması. Öznenin ‘bölücü pratikler’ dâhilinde nesneleştirmesi. 3) İnsanların kendilerini ‘cinsellik objesi’ olarak tanımlamaları gibi insanın kendini objeye dönüştürmesi.

İktidar, özneye dair tartışmalar içinde yazarın çalışmalarında ele aldığı bir konudur. Foucault’a göre esasında ‘iktidar’ diye bir şey yoktur, iktidar daha ziyade ‘edim’le alakalı, ilişkiler üzerinden analiz edilebilecek bir mevhumdur ve düşünüre göre “Bir iktidar ilişkisini tanımlayan, doğrudan ve aracısız olarak başkaları üzerinde değil; başkalarının eylemleri üzerinde eylemde bulunan bir eylem kipi olmasıdır” (2014). “Foucault ‘iktidar’ kavramından tüm tahakküm edici unsurlar (etnik, toplumsal, dinsel) üzerinden bahseder ve ‘özne’yi boyun eğme ve tabii kılmanın içkin olduğu iktidar ile olan ilişkisi üzerinden tanımlar. İnsan öznenin üretim ilişkileri ekonomi tarihi ve teorisi üzerinden, anlamlandırma ilişkileri ise göstegebilim üzerinden anlaşılabilirken, öznenin nesneleştirilme süreçlerini iktidar ilişkileri ile kurulacak bir ilişki üzerinden anlamak için devamlı surette denetlenen bir kavramsallaştırmaya ihtiyaç vardır (Foucault, 2014). Denetlenmesi gereken şeyler kavramsal ihtiyaçların tarihsel bilinç dâhilinde yapılması ve hangi tip bir gerçeklik üzerine uğraşı verildiği noktasındadır (Foucault, 2014). Foucault (2014) iktidar ilişkileri ekonomisinin farklı iktidar formlarına karşı direnme biçimleri dikkate alınarak anlaşılabileceğine değinir ve ilgili dönemdeki muhalif davranışlar için, “Erkeklerin kadınlar, ana babaların çocuklar, psikiyatrinin akıl hastaları, tıbbın genelde insanlar, yönetimin insanların yaşam biçimleri üzerindeki iktidarına ilişkin muhalefet” örneklerini verir. Belli bir iktidardan çok, belli bir iktidar formu (teknik) ile uğraşan bu muhalefet biçimlerinin birtakım ortak yanları vardır: 1) Belli bir ülkede gerçekleşmez, sınıraşırıdır 2) İlgili otoritenin etkisine karşıdırlar 3) Problemlerin kaynağı olan temel nedenle değil, doğrudan düşman ile uğraşırlar 4) Bireyden yana, aynı zamanda bireyi parçalayan ve sosyal bağlarını zayıflatacak şekilde birey üzerinde iktidar kurulmasına muhaliftirler 5) Bilginin iktidarla ilişkiye geçtiği noktayı sorgularlar 6) “Biz kimiz?” sorusu üzerinden bireyleri belirleyen tüm otoriteleri eleştirir (Foucault, 2014).

Özne, özgürlük ve iktidar ilişkisi bağlamında düşünür “İktidar yalnızca ‘özgür özneler’ üzerinde ve yalnız onlar ‘özgür’ oldukları sürece uygulanır” der. Ayrıca, Foucault özneyi tarihsel ezilmişlikler ve bu ezilmişliklerden kurtulunca özgürlüğüne kavuşacak bir varlık olarak ele almaktan ziyade, geliştirdiği ve “bireylerin kendilerini ahlaki fiillerin öznesi olarak düzenlemeye çabaladıkları davranış biçimi” biçiminde tanımladığı etik kavramı içinde kendini var eden, kendi yaşamını kontrol ederek sanata dönüştürebilecek olanaklara sahip bir varlık olarak görmüştür.

Onun etiği queer’in muhalif ve dönüştürücü, devingen doğası hesaba katıldığında ‘queer’ bir etik anlayışı olarak tanımlanabilir ve queer teori böyle bir etik düşüncesinden etkilenmiş ve temellenmiştir.

Takip eden kısımlarda Foucault’daki bu queer etik yaklaşımını ‘kendilik teknolojileri’ ve ‘kendilik kaygısı etiği’ kavramlarını tartışarak ele alacağım.

2.2. Kendilik Teknolojileri

Foucault’nun özneye dair temel soruları, ‘Öznellik ve Hakikat’ adlı makalesinde öznenin bilginin mümkün, arzu edilen ve zorunlu bir objesi olarak farklı zamanlarda ve farklı kurumsal kontekslerde nasıl biçimlendiği, öznenin deneyim ve bilgisini belirleyen şemaların nasıl tanımlandığı, değerinin belirlendiği ve empoze edildiği benzeri sorular etrafında şekillenir (Foucault, 1997).Foucault bu soruların yanıtının mevcut felsefi yaklaşımlar üzerinden değil, ancak bireylerin kimliklerini oluşturmalarına ve bu kimlikleri sürdürmelerine yarayan bir nevi ‘reçete’ niteliğindeki ‘kendilik teknolojileri’ üzerinden anlaşılabileceğini savunur (1997). Foucault (1997) ‘kendilik bilgisi’nin öneminin Plato’nun Alcihiades kavramı ile ilişkili, bir deneyim ve bu deneyimin dikkatle incelenmesi ve değişime uğraması üzerine kurulu bir tekniği anlatan ‘kendine özen gösterme’ üzerinden anlaşılabileceğini ifade eder. Foucault’a göre öznelliğin tarihi ne aklı başında/normal olan ve deli, hasta ve suçlu olanların birbirinden farklı konumlandırılmaları ile oluşan, bireyleri belli gruplara bölen yahut yaşayan, çalışan ve konuşan özneye belli bir yer atfeden bilimsel objektivitenin kurumları vasıtası ile, ne de ezilmişlik düsturu üzerinden üretilen varsayımlarda söz edildiği gibi yasalar ve yasaklar tarafından bir ezilmişlik tarihi biçiminde oluşmaz; öznelliğin tarihi daha ziyade yaşam teknolojilerinin bireyi nasıl dönüştürdüğünün tarihidir (1997). Revel’e (2012) göre Foucault düşüncesinde “Öznelliklerin tarihsel üretimine ilişkin problem o halde hem özne üzerine bilgilerin belirli bir kısmının kuruluşunun arkeolojik betimlemesine, bireylerin kendilerine bağlanabildikleri egemenlik uygulamalarının ve yönetim stratejilerinin soybilimsel betimlemesine, hem de insanların, onları birbirine bağlayan ilişkiyi geliştirmek suretiyle, kendilerinin içinde üretildikleri ve dönüştürüldükleri tekniklerin analizine aittir.”

Foucault, arkeoloji ve soybilim olarak adlandırdığı çalışmalarında söylem ve pratikler içinde öznelliğin iktidar, bilgi ve hakikat içinde üretimine işaret eder ve varmak istediği nokta, modernliğin öznelliği varetme pratiklerinin farklı yönlerden eleştirisini yapmaktır (Server, 2014). Foucault bilginin ve öznenin örgütlenişinin tarihçesi ile ilgilenir (Server, 2014). Foucault’ya göre iktidar ilişkilerini kurumsal yapı, sosyal grup ve tarihsel ilişkiler içinde oluşan ve ‘öteki’nin prosedürsel davranışları temelinde şekillenen stratejiler üzerinden okumak gerekir (1997). Foucault iktidar ilişkilerinin analizi için tahakküm ilişkilerinden çok kendilik teknolojilerine yönelir; çünkü ona göre değişim, öznelerin söylemler ve pratikler aracılığı ile tahakküm altına alındıkları ve nesnelleştirildikleri tahakküm teknolojileri üzerinde odaklanmak yerine bireylerin kendi kimliklerini etik ve öz biçimler yoluyla var ettikleri kendilik teknolojilerini merkeze alması yoluyla meydana gelir (Server, 2014).

Foucault (1997) kendilik teknolojisini “yaşam modlarına, varoluş tercihlerine, bir bireyin davranışını düzenleyen yollara yansımalar, amaç ve araçlara entegre olma” olarak tariflemiştir. Helenistik ve Roma döneminde büyük çaplı bir gelişme gösteren kendilik teknolojisi şehir toplumunun gelişimi, politik gücün yayılımı yahut Roma İmparatorluğu aristokrasi görevinin varsaydığı  önemden bağımsız değildir (Foucault, 1997). Kendilik teknolojisi farklı kendilik yönetim[3] biçimleri kendilerine özeldir ve kendilik yönetimi pedagoji ve kurtuluşun dinleri arasında bir yerde konumlanıp bu üç unsur arasında bir süreklilik vardır (Foucault, 1997). Bu kendilik teknolojileri bir biçimde cinsel faaliyetleri tüm varoluş ile ilişkilendirir (Foucault, 1997). Foucault (1997), kendilik teknolojilerinin cinsel faaliyetlerle ilişkilenme biçimine dört farklı örnek verir: Birinci örnek, ‘rüyaların yorumu’dur ve burada rüya yorumları üzerinden cinsel aksiyonlar arasında hiyerarşiler belirlendiğinden bahsedilir. İkinci örnek, medikal rejimlerdir ve burada medikal rejimlerin normal/normal olmayan şeklinde cinsel davranışı sınıflandırıldığına ve ölüm diye bir şey olduğu için neslin devamı için cinselliğin gerekliliğine dair tartışmalara değinilir. Üçüncü örnek, evlilik yaşamıdır ve burada cinsel faaliyetlerin evlilik yaşamından dışlanan bir unsur olduğu tartışılır. Dördüncü örnek ise aşkların tercihidir ve bu örnek altında Plutarch’nın eserlerinde genç oğlanlarla olan ilişkilerin zorluğuna, bir kadın ve erkek arasındaki ilişki içinse Yunanlıların ‘aphrodisia’ dediği tam karşılığı olmasa da günümüzde bu kelimeyi karşılayabilecek ‘cinsellik’ olgusunun mümkün olduğu ilişki biçimi olduğuna yer verilir.

Foucault kendilik teknolojileri üzerinden varlığını şekillendiren ve sürdüren özne üzerindeki iktidarın dışarıdan değil içeriden geldiğini savunur ve Server’e (2014) göre bu çıkarım bireyin kendi içinde taşıdığı olanaklara, Foucault’un ‘kendilik kaygısı’ kavramı ile açıkladığı olguya dair fikir verir ve hatta Nehamas (2002) bu düşünceyi ‘radikal’ bir düşünce olarak nitelendirmiştir.

2.3. Kendilik Kaygısı Etiği

Spargo’nun (1999) ifade ettiği gibi queer ‘normal’ ve ‘normalleştirme’ye karşıdır. Foucault’nun kendilik etiği yaklaşımı da aslında modern zamanların normal olarak bir standart benlik modeli ortaya koyan ahlak anlayışının normal olmayan tüm diğer oluşları dışlayan faşizan bir anlayış olduğunu ve başka kültürel benlik varoluşlarının olanaklarını ortaya koyar (Hülür, 2009). Foucault modern ahlak anlayışının tükendiğini düşündüğü için Antik Yunan’daki ahlak anlayışına döner ve Foucault kendilik etiği yaklaşımına Yunanlılar’ın etik anlayışlarını inceleyerek ulaşmıştır (Foucault, 2014). Foucault’a (2014) Yunanlılarda kendini yönetmenin içindeki cinsel katılığın yasak/yasak olmayan normal/normal olmayan benzeri bir düşünceden türemediğini, kendini yönetmenin Yunanlılarda belli bir ahlaki olgunluğa erişmek için kişinin herhangi bir konuda aşırıya kaçmaması ve böylelikle daha güzel bir yaşama kavuşacağı gibi temel bir kaygı ile ilişkili olduğunu belirtir.

Yaşamda etik ve estetiğe ulaşmak için Antik Yunan’a bakan Foucault, Nietzsche gibi kişinin kendi yaşamını sanat eserine dönüştürmesi gerektiğini savunur. Nietzsche yaşamı ve insanı sanat üzerinden anlamaya çalışır. Oysa Foucault ve bunu gerçekleştirmek için ayrı bir etik, daha özenli bir bakış önerir. Foucault konuyu Nietzsche’nin bakışına nazaran daha kapsamlıca ele almıştır (Milchman & Rosenberg 2007). İşte Foucault bu düşüncelerini ‘kendilik etiği’ olarak tanımlar (Foucault, 2015).

Foucault, ahlakı “Ahlak kanunu, gerçek davranış, etik” olarak üç farklı kavram üzerinden açıklar: Ahlak kanunu eğitim ve din kurumları gibi hükmedici yapılar tarafından sahip olunması ve uygulanması tavsiye edilen değer ve tutumları ifade eder. Gerçek davranış, kişilerin yapmaları belli tarifler üzerinden zorunlu olarak sunulan davranışlara karşı verdikleri hakiki reaksiyonlardır. Etik kavramında ise kişiler kendilerini ahlaki tutumların öznesi olarak kontrol etmek ve düzenlemek için belli bir gayret sarfederler (Foucault, 2015).Yazar ahlak konusuna dair daha ziyade etik kavramının üzerinde durmuştur (Foucault, 2015).

Sonuç: Özne Kavramına Dair Queer Teori Üzerinden Bir Bakış

Ewald’ın ifade ettiği gibi Foucault Düşüncenin Eleştirel Tarihi’ni yazmış ve aslında bu Kant’ın eleştirel geleneğinden miras kalmıştır (Ewald’dan aktaran Foucault, 2010). Düşüncenin eleştirel tarihi esasında “öznenin bazı şeyler hakkında söyleyebileceği şeyin doğru ve yanlış sorunuyla bağlantılı olmasını belirleyen kurallar” olarak tanımlanan hakikat oyunlarının ortaya çıkarılma tarihidir (Foucault, 2010). Foucault Kant’tan miras kalan eleştirel gelenek içinde Foucault’nun katkısı da bu yeni bakış açısıdır. Foucault’nun geçmiş ve yakın tarihte farklı cinsel kimliklerin farklı biçimlerini ele aldığı bu eleştirel tarih yaklaşımımın pek çok queer teori yazarlarının eserlerinde izleri vardır (Spargo, 1999).  Halperin, Gayle Rubin, Martha Vicinius bu teorisyenlere örnek olarak verilebilir (Spargo, 1999).

Butler metinleri queer’in temel metinleri sayılıyor, öyleki ‘queer’ denildiğinde akla ilk Butler’ın ‘Cinsiyet Belası’ adlı kitabı geliyor. Butler’ın Foucault’dan yoğun şekilde etkilendiği iddia edilir. Bu bağlamda Butler düşüncesi ile Foucault düşüncesi arasındaki birtakım korelasyonlar üzerinden ‘Foucault ve Queer’ konusuna bakmadan geçmek bir eksiklik olacaktır.

Butler’ın (2008) kimliklerin önceden kurulu ve sabit olmadığına dair düşüncesi ile Foucault’nun öznenin önceden belirlenmiş ve sabit olmadığı, bir oluş içinde olduğu, belli kendilik teknolojileri üzerinden belirlendiği, nesneleştirildiği ve tarihin belli bir anındaki durumunun analizinin manidar olduğuna dair düşüncesi arasında bir paralellik vardır. Butler’ın kimliklerin dışlayıcı olduğuna dair yaptığı queer tartışmalar aslında Foucault’nun özne tanımında (“Özne sözcüğünün iki anlamı vardır: Denetim ve bağımlılık yoluyla başkasına tabi olan özne ve vicdan ya da özbilgi yoluyla kendi kimliğine bağlanmış olan özne.”.) ifade edildiği gibi öznelliğin oluşumunda bir iktidar ilişkilerinin etkisine ve belki de böylesi bir tehlikenin her an için var olduğuna dair her an uyanık olmamız gerektiğine işaret eder. Zira Butler’a (2008) göre, özneler kimi meşrulaştırma hedefleri de taşıyan dışlayıcı pratikler üzerinden oluşturulur. Foucault’ya (2014) göre öznellikler belli teknikler kullanılarak ve belli iktidar etkileri altında kişilerin kendilerince oluşturulur. Aslında öznellik dediğimiz şey bir nesneleşme sürecidir, çünkü bağımlı ve güdümlü bir kendilik üretimidir (Foucault, 2014). Butler’ın heteroseksüelliğin taklit olduğunu savunduğu görüşü de bu düşünce ile belli bir ilişki taşır:

Heteroseksüel kimliklerin ‘gerçeği’ kendini tüm taklitlerin orjini ve temeli olarak kuran bir taklit üzerinden performatif olarak inşa edilir. Diğer bir deyişle, heteroseksüellik daima taklit etme ve kendinin hayali idealizasyonu süreci içindedir – ve başarısızdır. Bunun nedeni kesinlikle başarısızlığa bağlanmış, ve başarılı olmak için halen çabalamakta ve heteroseksüel kimlik projesinin sonu olmayan bir kendini tekrar etmeye doğru kendini sevk ediyor olmasıdır. (Butler’dan aktaran McRuer, 2013)

Günümüzde ahlaki yaklaşımdan yoksunluk söz konusudur ve ancak Hristiyanlık ve Modern Devlet gibi pastoral iktidarlar (Foucault, 2014) etkisi öncesindeki Yunan düşünce ve pratiğindeki gibi bir kendilik etiği üzerinden bir öznellik üretimi özgün ve ayrıca değişimi ve iktidar ilişkilerinden kurtuluşu getirecek olandır. Butler’ın yaptığı da aslında heteroseksüelliğin  ‘kendini tekrar eden ancak asla ideal heteroseksüel kurgusuna da ulaşamayan’ olarak adlettiği ve belki de bu yolla bir nevi bir tiye alma yaklaşımını seçmesi de aslında varolan çeşitli teknolojiler üzerinden meşrulaştırılmış normları alaşağı etmek içindir. Foucault’nun (2014) önerdiği yeni bir ahlak ve yaşam kurgusu ancak dışlayıcı siyasi pratiklerin sorgulanması ve yıkılmasıyla mümkün olabilir. Ve belki ancak böylece Butler’ın ifadesiyle “bu meşruiyetin yanlış, gerçekdışı ve idrak edilemez addedilmiş bedenleri de kapsayacak şekilde genişletilmesinde ısrar etmek” (Butler’dan aktaran Ozkazanç, 2015) mümkün olacaktır. Eşcinsel hareketin bilim yahut cinselliğin ne olduğuna dair bir bilgiden ziyade bir yaşama sanatına ihtiyacı vardır (Foucault, 2012).

Bu bağlamda, Türkiye’de eşcinsel hareket bir yaşama sanatı oluşturabildi mi yoksa heteroseksüelliğin düştüğü hataya benzer şekilde kısır bir tekrar etme döngüsüne mi girdi konusunda bir çalışma yapmak ‘Foucault ve Queer’ konusunda güncel tartışmalara bir kapı aralayacaktır.

Kaynakça

Burchell, G., & Gordon, C. Peter Miller, eds. 1991. The Foucault effect: Studies in governmentality, 87-104.

Butler, J. (2008). Cinsiyet belası. Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi (çev.)(İstanbul: Metis Yayınları, 2012).

Cömert, M. 2009. “Lanetli Livatacı”“Hastalıklı Homoseksüel” “Gururlu Gey”“Kararsız Kvir/Kuir/Q”: Eşcinsel Arzuyu Adlandırma ve Sınıflandırmaya Tarihsel Bir Bakış, Anti- Homofobi Kitabı. 170.-174. Ayrıntı Basımevi: Ankara.

Direk, Z. 2012. Queer Kuram ve Cinsiyet Farklılığı. Cinsellik muamması: Türkiye’de queer kültür ve muhalefet içinde (Ed. Cakirlar, C., & Delice, S.). Metis: İstanbul.

Eng, D. L., Halberstam, J., & Muñoz, E. (2005). What’s Queer About Queer Studies Now?. Durham, NC: Duke University Press.

Foucault, M. Microfisica del potere (1977), tr. it. Einaudi, Torino.

Foucault, M. (1988). Politics, Philosophy, Culture, ed. LD Kritzman. New York and London: Routledge.

Foucault, M. (1997). Ethics: Subjectivity and truth. P. Rabinow (Ed.). Lane, The Penguin Press.

Foucault, M. 2011.Foucault. Felsefe Sahnesi. Ayrıntı: İstanbul.

Foucault. M. 2012. Michel Foucault Bir Söyleşi, Cinsiyet, İktidar ve Kimlik Siyaseti, Seçme Yazılar 4 İktidarın Gözü içinde, s. 277-290.

Foucault, M. 2013. “Kelimeler ve Şeyler”, İmge Kitabevi Yayınları.

Foucault, M. 2014. “Etiğin Soybilimi Üzerine: Sürmekte Olan Çalışmaya İlişkin Bir Değerlendirme”, Özne ve İktidar, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 193-220.

Foucault, M. 2014, “Özne ve İktidar”, Özne ve İktidar, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 57-83.

Foucault. M. 2014. Bir Özgürlük Pratiği Olarak Kendilik Kaygısı Etiği, Seçme Yazılar 2 Özne veİktidar içinde, Ayrıntı Yayınları, s.221-247.

Foucault, M. 2015. Cinselliğin Tarihi. Ayrıntı Yayınları: Ankara.

Gutting, G. 2010. Foucault. Dost: Ankara.

Halperin, D. M. 1997. Saint Foucault: Towards a gay hagiography. Oxford University Press.

Hülür, H. 2009. “Faşist Olmayan Varolma Biçimlerinin Olanakları Üzerine: Michel Foucault’da Normalleşme, Benlik ve Etik”, Ekev Akademi Dergisi, sy. 40,  s. 459. 

Alan Milchman, and Alan Rosenberg, “The Aesthetic and Ascetic Dimensions of An Ethics of Self-Fashioning: Nietzsche and Foucault”, Parrhesia, No. 2, 2007, s. 60.

McRuer, R. (2013). Compulsory able-bodiedness and queer/disabled existence. The Disability Studies Reader, 369-78.

Namaste, K. 1994. The politics of inside/out: Queer theory, poststructuralism, and a sociological approach to sexuality. Sociological theory12, 220-220.

Nehamas A. 2002. Yaşama Sanatı Felsefesi (çev. Cem Soydemir), İstanbul: Ayrıntı Yayınları,  s. 316.

Yardımcı, S. & Güçlü, Ö. D. 2013. Giriş: Queer Tahayyül, Queer Tahayyül içinde (Ed. Yardımcı, S., & Güçlü, Ö. D.). Sel Yayıncılık: İstanbul.

Ozkazanc, A. (2015) Feminizm ve Queer Kuram. Dipnot Yayınları: Ankara.

Revel, J. 2012. Foucault Sözlüğü. Say Yayınları: İstanbul.

Server, 2014. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar, sayı:17, s. 101-16.

Spargo, T. 1999. Foucault and queer theory. Cambridge: Icon books.


[1] Foucault ile yapılan “The Return of Morality” başlıklı bir mülakattan. (Foucault, M. (1988). Politics, Philosophy, Culture, ed. LD Kritzman. New York and London: Routledge.) 

[2] Foucault (2013) bu kiplerden ilkinde ele aldığı konuşan, çalışan ve yaşayan insan öznenin nasıl tanımlanacağına, “bilme nesnesi statüsünün nasıl yaşayan, konuşan, çalışan varlık olarak özne teorileri üzerinde etkili olduğuna” (Revel, 2012) “Kelimeler ve Şeyler” adlı kitabında etraflıca değinmiştir. 

[3] Kendilik yönetimi: Foucault’nun (1997) government of the self kavramını Türkçe’de bu biçimde kullandım. Yönetmek (govern) Foucault düşüncesinde modern devletin politik yahut idari yapılanmasından farklı olarak diğerlerinin olası aksiyon alanını önceden belirlemeyi ifade eder (Burchell et al, 1991)  

Can't create/write to file 'C:\Windows\TEMP\#sql1280_401_48.MYI' (Errcode: 28)