Kadın

Bağzı ifşalar hakkında

Cuma, 11 Mart 2016

Şimdi ben bu Word dosyasını neden açtım? Niçin açtım, nasıl açtım? Bunu izaha gerek yok. Gördünüz, delirdim, açtım. Ama açmamış da olabilirim. Açmışsam açmışımdır, açmamışsam açmamışımdır. Görünen köy uzakta değildir.

Bu mizahla gireyim ortam yumuşasın formatındaki girişimden sonra, galiba an itibariyle gelişme bölümündeyim. Velhasıl-ı kelam, feminist hareket bir yöntem olarak teşhiri neden kullanır? Çok uzun bir süredir, özellikle politik çevrelerde kadınların en sık başvurduğu yöntemlerden birisi olan teşhir yöntemi, var olan mağduriyet durumunu gidermeye yönelik atılan adımların bir karşılığının olmaması halinde çoğunlukla faili izole ederek mağdurun alanını açan ve failin aynı suçu devam ettirme potansiyeli üzerine diğer insanları uyaran bir yöntem olarak kullanılır. İstisnai durumlarda direkt olarak kullanılır, ancak bu gibi durumlarda da istisnayı yaratan koşullar belli esaslar çerçevesinde açıklanır. Fakat yapılan teşhirlere baktığımızda çoğu zaman üzerine yapılan tartışmalardan esas konunun kaynadığı, sürekli olarak feminizmin temel ilkelerinin güvenirliğinin sınandığı durumlarla karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz.

Bazen niyet tartışmaları, bazen de yöntem tartışmaları arasında aslında konuşulan şeyin vakadan çok kişiler olduğunu fark ediyoruz. Sanırım, biz, feminist hareket olarak çarpa çarpa biriktirdiğimiz yöntemler üzerinde sürekli olarak düşünme yetimizi kaybettik. Yoksa kendi kazanımlarını bu kadar savrukça etrafa saçan, geride bıraktığı toz bulutuna dönüp bakmayan bir hal açıklanabilir mi? Ya da bu ifşa çılgınlığını feminist hareketin başarısına mı borçluyuz? Öyle ya, hareketin büyümesi, yayılması bizi bir anda “şimdi biz buraya, neden çıktık?” noktasına getirmiş olabilir.

Bana göre, kendine feminist diyen herkes feministtir. Kimsenin feminizminin sorgulanmayacağı, birinin ötekinin önüne konmayacağı bir dil geliştirmek bu konu özelinde zor. Ancak bazen örgütlü ve çoğunlukla bireysel olmak üzere yapılan teşhirlerin yönteminden şüphe duyuyorum. Elbette hareket büyüdükçe herkese değebilmek zorlaştı, her şeyin herkesçe konuşulma ihtimali de azaldı. Bu elbette iyi oldu. Yıllardır bir cemaatten öteye gidememiş birçok hareket için, bu iyi oldu. Burada cemaati kötü anlamda kullanmıyorum. Düşünüldüğünde seksen sonrasının ilk sokağa çıkan hareketi olarak feminizm topyekûn bir içe kapalılıkla eleştirilemez. Ancak feminist harekette yaşanan sirkülasyon deneyimlerin birikmesi noktasında sıkıntı yaratmıştır. Tam da bu sebeple, teşhire giden yollar atlanmış ve sonda yapılması gereken şey başa alınmıştır.

Sanıyorum son bir yıldır, sosyal medyada yapılan mesajlaşmaların görüntüleri, fotoğraflar ya da videolar teşhir adı altında havada uçuşmakta. Kişiler arasında gelişen konuşmalar, bir mekanda yaşanan sorunlar, küçük politik çevrelerde yaşanmış üstü kapatılmış konular… Ve yapılan teşhire giden yöntemler açıklanmamış, fail konumundaki kişiyle herhangi bir görüşme yapılmamış, beyanın aksini ispatlaması talep edilmemiş, ortada göreceli kanıtlarla dolaşan teşhirler, birçok tartışmayı da sığ olmaya mecbur bıraktı. Üzerine neredeyse herkesin bir fikrinin olduğu ama gerçekliğe değmeye de hiç kimsenin niyetinin olmadığı “teklif mi? taciz mi?” tartışmaları ya da “kadının beyanı esastır” ilkesinin çarpıtıldığı bu tartışmalar zincirinde feminizmin de zemini adeta kaydırıldı. Zaman zaman bir halı saha takımı şeklinde yorumlara yüklenen öfkeli erkek kalabalığının linçine maruz kalan kadınlar yıldırıldı ya da birbirlerini kadın düşmanı olmakla suçlayan (ya da 'cahil', ya da 'erkek yancısı', ya da 'daha az feminist', ya da 'gulyabani') kadınların kavgası altında esas olay bile gündemden yitip gitti. Ve bu hâlâ devam ediyor. Bazen de (ki evet kabul, bu çok nadir) birçok erkek aslında tacizden değil ahlaktan yargılanıyor. Tam da karşısında durulması gereken ahlak verileriyle insanlar feminizm adı altında yargılanıyor. Elbette, işin sonucunda dünyanın bazı yerlerindeki “huysuz” feministler 'ben buraya neden çıktım' şakaları altında aslında “başıma bir şey gelmeyecekse”lerden birine dönüşüyor. Açıkçası bunu yazarken içinde bulunduğum politik çevrede “tecavüzcü destekçisi” ilan edilir miyim diye geriliyorum ya da bu yazıyı yayınlarlar mı diye düşünüyorum. Çünkü çok baskı altında kalmanın böyle yan etkileri var. Feminist hareketin yıllardır gördüğü baskı ve geliştirdiği savunma mekanizmaları dönüp dolaşıp o tetiği kendimize doğrultmamıza da sebep oluyor.

Bu noktada, aslında “bunca kazanımı çiğnerken bu kadar saldırgan olmak ne haddinize” diyebilirdim. Çünkü feminizmin kazanımlarının en çok üstünde tepinilmemesi gereken zamanda, çok harcandığını düşünüyorum. Ama “bu da benim ne haddime” deyip geri çekiliyorum. Yine de oradan niyet sorgulama olarak görünen bir soru soracağım. Bu gibi durumlarda feministler olarak amacımız fail konumunda olan kişiyi –sivil- ölüme mahkum etmek mi? Keza, çoğu teşhirde algılayamadığım şey, kendini bir anda bir sosyal medya hesabında teşhir edilirken bulan insanların olması. Bu nasıl mümkün olabilir? Burada kimseyi masumlaştırmak gibi bir derdim yok. Evet, evet, ortalıkta bir sürü manyak var biliyoruz tamam. Fakat çok da basit sorular ile fail durumdaki kişinin de kabul edebileceği talepleri kişiye sunarak hem mağdur tarafı koruyan hem de politik anlamda ön açıcı, dönüştürücü bir adım atmanın kendisi ne zaman bu kadar imkansız oldu? Evet, karşımızdakileri biliyorum, onların yarısı ‘düşman’. "Tecavüz ettim ama oruçluydum" diyenler. Ancak bizim yöntemlerimizi çöpe atmamıza da değmiyor işte. Ki dediğim gibi, çoğu zaman beyan sorgulanmadan, doğrulanması adına çabalanmadan yapılıyor bu teşhirler. Peki, bizim durumumuz cinsler arası savaş mı? O halde biz hareket olarak yıllarca içimizde barındırdığımız transfobi hakkında, eylemden çıkardığımız beyanı kadın olan insanlar hakkında, queer politikaya “aman bizden uzak olsun” yaklaşımımız hakkında konuşabilecek miyiz? Hâlâ “erkek olmadığını nereden bileceğim ispatlasın” diyenler gerçekten çok mu uzağımızda?

Gerçekten, bu bir savaş mı, cinsler arasında? Keza feminist alanların hiçbirinde na-trans erkeklerin işi olduğunu düşünmüyorum. Ama şu unutuldu, kadınlardan başka faili ile doğrudan yaşamak zorunda kalan hiçbir asimetrik ilişki biçimi yoktur. Bu noktada tam da cinsiyet sorunu bir ‘kadınlık’ ve ‘erkeklik’ üretme sorunuyken bu kadar kopuk ve yöntemlerini askıya almış bir hareketin sonu için “izaha gerek yok.”

Bir durumun bizzat mağduru ya da tanığıysak, faile bu durumdan geri attırmaya yönelik taleplerle gitmek durumundayız. Faile beyanın ‘aksini’ ispatlama hakkını vermek zorundayız. ('Fail' diyorum, 'erkek' demiyorum, çünkü galiba esas kısırdöngü burada başlıyor.) Tüm bunların reddedildiği durumda, sürecin özetini anlatan, mümkünse gizlilik talebini esas alan, dilini linçten değil örgütlü gücünden kuran bir teşhir metnine ancak ve ancak “zaten düşman”lar itiraz edecektir. Bunun da işte o zaman bir önemi kalmayacak.

Şimdi bu benim niye mi derdim? Gördüğünüz gibi bayağı bayağı derdim. Çünkü bu hızlı linçlerin ardında ya haksızlığa uğramış insanlar, ya bi' anlık gazla –evet gazla- ortaya ismi atılmış kadınlar, ya feminizmi bir silah sanarak kadınlık üreten ‘gerçek' feministler kalıyor. Feminizm itibarsızlaşıyor arkadaşlar. Tek tek isimler altında örgütlere ihtiyacımız olmayabilir. Ancak öfkemizi yaydığımız kadar biriktirdiğimiz yöntemleri de yayalım. Birbirimize sahip çıktığımız kadar yöntemlerimize de sahip çıkalım. Yoksa ‘tam da birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde’ kıra döke yerimizde sayıyoruz. Bir anda yurdun dört bir yanında yöntemlerimiz üzerine atölyeler başlasa, kadının beyanı esastır üzerine çalışma grupları kurulsa, metinler yayılsa, lgbti hareket ve feminizm arasındaki bağ tamir edilse, çıldırsak ve tabii, bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat kuir olsa.