İnsan Hakları / Aile

“Eşcinselliği dışarıdan hoşgörmeyle işin bittiğini zannedenlerdendim”

Cuma, 27 Şubat 2015
Nedime Erdoğan, bir eşcinsel annesi. Ankara Gökkuşağı Aile Grubu’nda çocukları eşcinsel, biseksüel ve trans olan diğer ebeveynlerle örgütleniyor. Kendisiyle oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenmesiyle birlikte geçirdiği süreci ve aile kavramına bakışını konuştuk.
 
Çocuğunuz size açılmadan önce onunla ilişkiniz nasıldı, anlatabilir misiniz?
 
Birbirimize yakındık, her şeyi konuşabilirdik. Siyaset, günlük hayat, aile... Daha genç bir insanın doğal refleksleriyle sorduğu sorular, doğru felsefi sorular olarak önünüze düşüveriyor. Sizi ezberlerinizden kurtaran bir şey oluyor. O nedenle onun sorularını her zaman çok önemsemiştim. Bu bizim diyaloğumuzu zenginleştirdi aslında.
 
Fakat ergenlikle birlikte bu mesafe biraz açıldı. Onun kendi dünyası oluşmaya başladı ve kendine daha başka bir alan bulduğunu bana hissettirmeye başladı. Daha az konuşmaya başladık. Zaman zaman hiç beklemediğim şiddette öfkeleri olabiliyordu. Ben de hep ona ne oluyor, neden diye soruyordum. Biraz da kendimi suçluyordum. İşte çok fazla zaman geçirmemin getirdiği bir ilgi eksikliği diye düşünüyordum. Bazı şeyleri onun istediği gibi çözümledikten sonra bile yine baktım ki öfkesi devam ediyor. Sonra zaten bunlar olduktan çok kısa bir süre sonra bana bir mektupla bildirdi eşcinsel olduğunu. 16’yı yeni bitirmişti. Lise sondaydı. Mektubunu şöyle bitirmişti: Birkaç gün konuşmayalım bu konuyu, sen de düşün, ben de arkadaşımda kalayım, ondan sonra bir araya gelip değerlendirelim.
 
Mektubun sizde yarattığı etki ne oldu?
 
Beni son derece olumsuz etkiledi, müthiş bir korku sardı. Benim hem ideolojim, hem hayatla ilişkilenişim açısından LGBT’lere (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hep bir duygusal yakınlığım vardı, kesinlikle homofobik olmadığımı düşünüyordum. Fakat kendinize yöneldiği zaman gerçek düşünce ve kimliğinizin ortaya çıktığını gördüm. Ciddi bir homofobi, korku çıktı. Ben hep cesaretimle bilinirim arkadaşlarım arasında ama bu konuda hiç cesur olmadım.
 
Korkunuz neden kaynaklanıyordu? Çocuğumun başına kötü bir şey gelirse diye mi korkuyordunuz?
 
Korku şöyle bir şey: Ciddi bir mağduriyet duygusu, şimdi üzerine düşündüğümde daha iyi açıklayabiliyorum. Mağduriyet sizi ezik tutan, korku geliştiren ve suçluluk duygusuyla oluşan bir şey. Çünkü mağduriyet dışarıdan verilen bir duygu. Bence mağduriyet politikaları oldukça bilinçli işletiliyor. Seni olduğun yerde bırakan, sürekli bir zavallılık duygusuyla haşır neşir eden ve bunu değiştirmeye yönelik enerjini tamamıyla alan bir şey.
 
Bu mağduriyet hissine karşı nasıl harekete geçtiğiniz?
 
Hızlıca okumaya başladım ama daha çok negatif şeyler okumak istedim. Sanki oğlum oraya geçmiş ama ben istersem, biraz daha çaba gösterirsem bu tarafa da alabilirim gibi bir karşı koyuştu. Bulduklarım genelde anlamaya ve çözümlemeye yönelik kitaplardı. Ben tam tersine eleştirel kitaplar arıyordum. O kitaplardaki ifadeler ve yaklaşımlar o kadar kötüydü ki okumayı bıraktım.
 
Sonra kendi kendime bu meseleyi biraz düşünmeye başladım. Düşününce aslında her şeyin birbiriyle ilintili olduğunu; mağdur bırakma, ötekileştirme, yok sayma gibi şeylerin iktidarı nasıl oluşturduğunu fark ettikçe bu meseleye biraz daha özel eğilimim oluştu, anlamaya başladım. Bunun diğer alanlardan çok farkı olmadığını gördüm. Mesela Kürtleri savunmak için Kürt olmak gerekmiyor. Ya da bir konuda herhangi bir ezilmişlik yaşatan herhangi bir şeyin ille de kendi başınıza gelmesi gerekmiyor.
 
Ama bu konuda, oğlumdan kendi başıma gelesiye kadar, bu kadar duyarlılığım olmadığını söyleyebilirim. Ben bunu dışarıdan hoşgörmeyle işin bittiğini zannedenlerdendim. Dışarıyı da asla suçlamıyorum. Çok katı yaklaşanları bir kenara bırakıyorum ama onun dışında belli karşı koyuşların çok dönüştürülebileceğini düşünüyorum. Temel olan bilgi eksikliği; bilmemenin ve tanımamanın beslediği kötü imajlar.
 
Çocuğunuzun eşcinselliğini başka insanlarla paylaşmaya nasıl başladınız?
 
Düşüncelerimi netleştirdikten sonra önce arkadaşlarımla konuşmaya başladım. Onların bilmesi gerekiyordu, oğlum onların da arkadaşıydı. Onlardan olumsuz bir şey görmemek beni biraz daha güçlendirdi doğrusu. Çünkü biraz dışlanır mıyız acaba korkusu vardı. Onlara yakıştıramıyordum o dışlamayı ama yine de gerilerde bir yerde vardı.
 
Sonra bu konuda çalışmalar var mı diye araştırmaya başladım internetten. LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu LİSTAG’ı duydum, LİSTAG’ın telefonlarına ulaştım. Onlar Ankara’da böyle bir çalışma yapıldığını haber verdi. Yaklaşık 2 yıl önce. O zamandan beri de Gökkuşağı Aile Grubu’na devam ediyorum.
 
Gökkuşağı Aile Grubu’na nasıl bir ruh haliyle katıldınız?
 
Ben gruba aslında bu meseleyle ilgili epey bir değişmiş durumda gelmiştim. Ama içimden atamadığım bir suçluluk duygusu da bir yerlerde vardı. Grupta o aile çeşitliliğini görmek bana çok iyi geldi. Ben mesela fazla özgürlükçü ve bu konuda esnek bir tutum takınan ebeveynlerden biri olarak oğlumun eşcinsel olmasında biraz da bunun etkisi mi var diye bir düşünce bilinçaltımda vardı.
 
Gökkuşağı Aile Grubunda neler yaptınız?
 
Ben katıldığımda zaten çok azdı aile sayısı, 4-5 kişiydik. Ondan sonraki süreçte ailelerle ben birebir görüşmeye başladım. Kendi deneyimlerimi onlarla paylaşırken ortak bir duygudaşlık kurarak insanları dinlemenin çok iyi geldiğini gördüm. Ben de bunları biliyorum, ben artık başka bir noktadayım, siz de olacaksınız emin olun diye geleceğe dair bir özgüven oluşturuyorsunuz.
 
Çekinceleri olan aileler bu gruba neden dâhil olmalı? Bir aile örgütlenmesinin ne gibi artıları var?
 
Bizim bu konudaki çelişkilerimiz bir yerlere oturmuş durumda ama artık başka bir duyarlılık gelişiyor. Ebeveyn olanlar bunu çok iyi bilirler. Şöyle ki sevmek sadece senin olanla sınırlı bir şey değil; başka çocuklar o zorluğu yaşadığında da ben artık yüreğimde hisseder oldum. O yüzden ille de benim çocuğum olması gerekmiyor.
 
Bu sürecin kırılmasının kendi daha iyi bir hayat beklentinizle de çok örtüştüğünü düşünüyorum. Çünkü bu tür yok edici, ayrımcı alanlar aslında hayatın bütününü yok ediyor. Dolayısıyla hepimizin alanı daralmış oluyor. Gökkuşağı Aile Grubu o bocalamalara bir nebze olsun iyi gelebilir.
 
Son olarak, çocuğunuzun cinsel yönelimini öğrenmenizle birlikte aile kavramına bakışınız nasıl değişti?
 
Aile sizi tüm yapabileceklerinizden alıkoyan, enerjinizi, hayatınızı belli bir alandan çıkartıp başka bir alana sokan bir şey. Özellikle çocuk da eklendikten sonra daha çok onun parçası kılan bir mekanizma. O yüzden ben eşimle boşandıktan sonra, oğlumla beraber yaşarken hem beraber yaşama keyfini, hem de birbirimizin hayatına dokunmamayı desteklemiş olduk.
 
Dayanışma kültürünün bir parçası aile. Tabi bunun içini doldurma biçiminiz önemli. Bu aile çok baskıcı, sizi yok eden, size dayatan, yeteneklerinizi görmezden gelen, kalıba sokan bir biçimde de olabilir; sizi özgürleştiren, yeteneklerinizi keşfetmenizi sağlayan, sizi olduğu gibi kabul eden ve zenginleştirebilen bir şeye de dönüşebilir. Benim aile tasavvurum ve hayalimde ikincisi var tabii ki.
 
Yetenekleri desteklenmiş, ama duygudaşlık hissettiren, kendini yalnız hissettirmeyen, destekleyen, kişiyi güdüleyen ve hayata karşı yeniden mücadele etmek için arkasında bir destek olduğunu hissettiren bir şey. Gökkuşağı Aile Grubunda da ben bu ailelilik duygusunu hissettim.
 
Bu sürecin benim kendimle ilgili farkındalıklarımı da artıran bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Cinsiyet meselesinin aslında hayatımızı organize eden diğer alanlarda ne kadar etkili olduğunu bir kez daha algılamama sağladı. Ben kendi ideolojimde bunu biraz kenara atmıştım, bunu itiraf edebilirim. Milliyetçilik meseleleri benim için daha önemli gibiydi, her şeyi o belirliyormuş gibi. Cinsiyetçiliğin de en az o kadar etkili ve yok edici olduğunu görmemi sağladı bu süreç.
 
Bu röportaj, ilk olarak Kaos GL Dergisi’nin “Aile” dosya konulu Kasım-Aralık 2014 sayısında yayınlanmıştır. 
Can't create/write to file 'C:\Windows\TEMP\#sql1280_3fb_23a.MYI' (Errcode: 28)