Gökkuşağı Forumu / Yorum

Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş İzlenimleri

Perşembe, 22 Mayıs 2014
2011’den bu yana katıldığım Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş’ün, ona sabırla emek verenler sayesinde bir eşiği daha atladığına tanık olduk bu sene.  Gezi Direnişi’nin ruhuyla bir araya gelen yüzlerce ayrımcılık karşıtı, LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hareketinin talepleriyle işçi sınıfının yükselttiği çığlığı ortak bir sese dönüştürmeyi başardı. Yürüyüşten karelere baktıkça, Ankara’da düzenlenmiş en kitlesel, dinamik, militan LGBT yürüyüşüne imza attığımız için gururlanıyorum. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’yı ve buluşmanın son günü geleneksel olarak gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş’ü örgütleyen başta Kaos GL çalışanları olmak üzere tüm ayrımcılık karşıtlarına teşekkür ederim.
 
Dördüncü kez Gökkuşağının Kızılı (GK) saflarında katıldığım yürüyüş için Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nün önüne buluşma vermiştik. Yürüyüşe siyah giyinerek, baretlerle ve madenci dövizleriyle katılma kararı almıştık. Kızıl gökkuşağı bayraklarımız isyanımızı ve sınıf kinimizi simgeliyordu bu sefer. Yürüyüşe genel olarak katılımın nasıl olacağını kestirmek güçtü. Bir hafta öncesinde sadece Soma değil tüm ülke milyonlarca metrekarelik bir işçi mezarına dönüşmüşken, yürüyüşün bu sarsıcı olaydan nasıl etkileneceği merak konusuydu. LGBT yürüyüşleri genellikle “eğlenceli” geçtiği için eylemimizin dışarıya nasıl yansıyacağı başlarda kafamızı kurcalamıştı.
 
Kampüsün içinden gelecek kitleyle buluştuğumuz an endişe yerini rahatlamaya, bekleyiş yerini harekete, suskunluk yerini sloganlara bıraktı. “Soma: Katilleri biliyoruz” ve “Ya birlikte özgürleşeceğiz, ya da hep birlikte çürüyeceğiz” yazılı pankartların arkasından yürümeye koyulduk. Çoğunlukla bir tür “toplu varoluş deklarasyonu” olarak gerçekleşen, “Buradayız!” demenin yer yer dışavurumcu yöntemlerinin öne çıktığı LGBT eylemlerinden farklı bir atmosferde yürüdük bu sefer. Vakur, öfkeli, coşkulu ve acılıydık.
 
Tüm bu duygu yoğunluğu içinde “Kurutuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Soma’nın hesabını sorulacak”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Katil hırsız AKP”, “Kaza değil cinayet” sloganlarını ata ata, hiç susmadan, öfkemizi ve coşkumuzu bir an olsun yitirmeden Sakarya Meydanı’na doğru yola koyulduk. GK olarak attığımız “Soma’nın katili sermaye düzeni”, “Gerici faşist homofobik AKP”, “Faşizme karşı OMUZ OMUZA” sloganları kitlede karşılığını fazlasıyla buldu.
 
Güzergâhımız üzerinde bulunan direniş alanında Yatağan işçileri bekliyordu bizi. “Yatağan işçisi yalnız değildir” sloganlarıyla selamladığımız işçiler gökkuşağı bayraklarımıza aşinaydı. Gökkuşağının Kızılı olarak sınıf dayanışmasının bir gereği olarak direnişin ilk günlerinde işçileri ziyaret etmiştik. Yürüyüş kolu direniş alanından geçerken işçilere yönelik abluka uygulayan polisleri de unutmadık, geçerken önlerine “simit” attık.
 
Ziya Gökalp Bulvarı’na çıkıp yolu kapadığımızda, Ankara’da Gezi Direnişi’nden sonrasına denk düşen bu ilk LGBT yürüyüşünün daha öncekilerden çok daha kitlesel olduğunu gördük. Demek ki pek çok insan hayatında ilk kez bir LGBT yürüyüşüne katılmıştı. Bu insanların sokağa ilk kez Gezi Direnişi’nde çıktıklarını tahmin etmek zor olmasa gerek.
 
Kimlik siyasetini “aşarak” kitleselleşmek
Uzun zamandır arkasında durduğum bir iddia var: LGBT hareketindeki yükseliş ile gerici tabanın toplumdaki etkisini arttırması, çakışması kaçınılmaz iki dinamik olarak karşımıza çıkıyor. İşçiler, Aleviler, kadınlar, gençler ve LGBT’ler üzerindeki baskılar arttıkça bu kesimler radikalleşiyor, sokak eylemlerine genellikle örgütsüz ancak kitlesel düzeyde katılıyorlar. Diğer yandan bu tablo gericilerin kadın hareketine, gençliğin dinamizmine ve LGBT görünürlüğüne duydukları nefreti daha da körüklüyor, saldırgan yönlerini harekete geçiriyor. Bu karşı karşıya gelişin gündelik yaşamdaki yansımaları adli vakalar olarak görünse de, meseleye daha bütünlüklü bakınca toplumda büyük çaplı bir hesaplaşmanın yaşandığını ortaya çıkıyor. “Toplumsal muhalefet” olarak kodladığımız direnci oluşturan dinamikler AKP rejimine sığmıyor.
 
Uzunca bir dönem varlığını inkâr edilmesi, görmezden gelinmesi, hesaba katılmaması mümkün olmayan bir realite olarak kabul ettirmeye çalışan LGBT hareketi, diğer ezilen kesimlerle temas yüzeyini genişletmeye her daim özen gösterdi. Bununla birlikte işin tabiatı gereği, uzunca bir süre daha çok diğer kimlik hareketleriyle birlikte devindi. LGBT hareketinin farklı toplumsal kesimlerle temas yüzeyi genişledikçe kimlik siyasetinin sınırlarını zorlamayı, LGBT kimliğini daha büyük bir meselenin içine yerleştirerek yeniden üretmeyi gerektiren bir siyasi atmosfer kendisini dayattı. Gezi Direnişi bu anlamda bir kilometre taşı, gerisine düşülmesi de artık mümkün değil.
 
Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüş’te bu sene Yatağan direnişinin ve Soma’daki katliamın öne çıkması, LGBT meselesini tam da ortasına oturtmamız gereken zemini, sınıf dayanışmasını işaret etti. Özelleştirme, taşeron sistemi, işçi cinayetleri ve işsizlik LGBT’leri de tehdit ediyor, “LGBT hakları aynı zamanda sendikal haklardır” vurgusu bu bağlamda çok değerli. Yürüyüşe katılan kitlenin ezici çoğunluğunu işçi sınıfının farklı katmanlarına (geleceğin işçisi öğrenciler, işsizler, kısmi ya da tam zamanlı işlerde çalışanlar) mensup LGBT’ler oluşturuyordu. Dolayısıyla hareket “burjuva” bir profile sahip değilken sınıf vurgusunun öne çıkmasının, LGBT’ler arasında sınıf bilincinin daha fazla yaygınlaşmasının, harekette kapitalizm eleştirisinin kendisini daha fazla hissettirmesinin önünde nesnel bir engel bulunmuyor. 
 
Yürüyüş bitmedi, daha yeni başlıyor!
Gelelim eksiklerimize, tekrarlamaktan bıkmadığımız yanlışlarımıza, gidermemiz gereken sorunlara. Öncelikle, yürüyüş boyunca ve basın açıklamasının yapıldığı yerde halka sorunlarımızı ve taleplerimizi anlatan bildiriler dağıtabilirdik. Böylece eylem boyunca bizleri kenardan kıyıdan izleyen binlerce insanla ilk dönüştürücü teması yakalamış olurduk. Bu fırsatı bir daha kaçırmamalıyız.
 
İkinci olarak, bu kitleselliğe ve siyasallığa ulaşan bir yürüyüşün son durağında, Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yapıp, slogan atıp [1] dağılmanın ötesine geçen, bunları tamamlayan ancak daha etkili bir final üzerine hepimizin kafa yorması gerekiyor. Az önce önerdiğim bildiri dağıtımını, eylem bitimini takiben kurulan stantta devam ettirebiliriz.
 
Üçüncü olarak, yürüyüşten sonra kurumların ve kişilerin katılımına açık bir değerlenme toplantısı almak, öneri ve eleştirileri kolektivize etmenin yanı sıra kat ettiğimiz mesafeyi ölçerken nerelerde bocaladığımızı görmek adına anlamlı olacaktır.
 
İstanbul Onur Yürüyüşü son yıllarda kitleselleştikçe içeriği boşalan bir hal almakta iken, Ankara’nın farklı bir ekolü inşa etmesinin olanakları önümüzde duruyor. Kitleselleştikçe siyasallaşan, siyasallaştıkça radikalleşen Ankara LGBT hareketi, ülkenin farklı yerlerinde henüz yeni yeni boy atmakta olan örgütlenmelere ilham verebilir. Ankara, LGBT hareketinde oldum olası garipsediğim “yerelciliğin” yerini, ülke ölçeğinde siyaset yapabilme yeteneğimizi geliştiren bir tarza bırakmasına öncülük edebilir.
 
Özetle Ankara LGBT hareketi, bu seneki yürüyüşle birlikte bir eşiği aşmıştır diyebiliriz. An itibariyle 2015 yürüyüşü için önümüzdeki süreci en verimli şekilde değerlendirme göreviyle karşı karşıyayız.
 
[1] Sakarya Meydanı’ndaki bekleyişimiz esnasında ortaya atılan “Tayyip çarka çık, translara arka çık” sloganının kitle tarafından sorgusuz sualsiz tekrarlanması, pek çok insan gibi beni de endişelendirdi. “Hâlâ mı medet umuluyor?” sorusundan da öte, “meydan” bu kadar boş mu diye sormadan edemedim. Bu slogan attırma yarışına da bir çözüm bulmak gerekiyor besbelli. Ne olursa olsun bu sene de ayrımcılığa yönelik öfke ile AKP’ye yönelik tepki iç içe geçti. Tayyip ise diktatörlüğünü ayakta tutabilmek için Soma’da hayatta kalanları yumruklamakla meşgul!